<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cemil Can | Serenti</title>
	<atom:link href="http://www.serenti.org/author/cemilcan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.serenti.org</link>
	<description>Tarih, Kültür ve Sanata Güncel Bakış</description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Dec 2016 21:41:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Karşıdevrimin Öncüleri ve İşbirlikçiler!</title>
		<link>http://www.serenti.org/karsidevrimin-onculeri-ve-isbirlikciler/</link>
					<comments>http://www.serenti.org/karsidevrimin-onculeri-ve-isbirlikciler/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cemil Can]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Apr 2012 22:02:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[CHP'nin yozlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan Toprak]]></category>
		<category><![CDATA[karşıdevrim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.serenti.org/?p=1047</guid>

					<description><![CDATA[<p>İçimizden birinin “teslim olalım” anlamına gelen önerisi ile güne başladım. Sabah Gazetesi Yazarı Mahmut Övür Yeni CHP&#8217;nin Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak ile yaptığı söyleşiyi köşesine taşımış: Önceki Akşam bir araya geldiğimiz CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak’la CHP’deki kısır döngüyü konuşuyoruz. Toprak çok rahat ve emin görünüyor. CHP&#8217;nin büyük bir dönüşümün eşiğinde olduğunu belirtiyor [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="http://www.serenti.org/karsidevrimin-onculeri-ve-isbirlikciler/">Karşıdevrimin Öncüleri ve İşbirlikçiler!</a> first appeared on <a href="http://www.serenti.org">Serenti</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İçimizden birinin “teslim olalım” anlamına gelen önerisi ile güne başladım. Sabah Gazetesi Yazarı Mahmut Övür Yeni CHP&#8217;nin Genel Başkan Yardımcısı <strong>Erdoğan Toprak</strong> ile yaptığı söyleşiyi köşesine taşımış:</p>
<blockquote><p>Önceki Akşam bir araya geldiğimiz CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak’la CHP’deki kısır döngüyü konuşuyoruz. Toprak çok rahat ve emin görünüyor. CHP&#8217;nin büyük bir dönüşümün eşiğinde olduğunu belirtiyor ve şöyle diyor: &#8216;Önümüzdeki kurultay dönüm noktası olacak. Biraz bekleyin. Yeni CHP o zaman şekillenecek. CHP milliyetçi-ulusalcı solla ilişiğini kesmeli. Anadolu&#8217;ya dönmeli. Biz ekip olarak bunu yapmaya başladık ve hayatın her alanında yer alıyoruz.&#8217; CHP bu değişimi gerçekleştirirken önünde Avrupa solunun yükselişe geçiş örneği duruyor.</p></blockquote>
<p>Bu sözler, karşıdevrimin tamamlanmış olduğunu ve “direnişin” bir işe yaramayacağını göstermek içindir. Bu duruma psikolojik savaşın son aşaması da denebilir. 23 Nisan resepsiyonuna türbanlı eşleri ile katılan mülki zevatın, askerlere bakarak bıyık altından gülümseyişi de kuşkusuz aynı anlama geliyordu&#8230;<span id="more-1047"></span></p>
<p>Çok geçmeden Bosna-Hersek yolundaki Y-CHP&#8217;nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Toprak&#8217;ın imdadına yetişti. İzinli de olsa verilen mesaj CHP&#8217;deki planlı bir bölünmeyi işaret ediyordu. Kılıçdaroğlu, <em>“Siyasi partiler kendilerini yenilemek zorundadırlar. Bunu yapmazlarsa statükonun esiri olurlar. Biz de ekonomik ve sosyal gelişmelere göre kendimizi yeniliyoruz”</em> diyerek desteklediğini açıklayıp kararlılığını belli etti&#8230; Atatürk&#8217;ün CHP&#8217;si düşmana teslim olmamış, işbirliği yapmıştı! Artık yollar ayrılmıştır ve tasfiye beklenen bir şeydir&#8230; Bence de “tasfiye”  hoş gelir sefalar getirir&#8230; Hiç değilse geriye kalan bir avuç Atatürkçü yurtsever yeni bir çatı altında bir araya gelebilir!</p>
<p>Birkaç ay önce, Zaman gazetesinin, 25’inci kuruluş yıldönümü nedeniyle verilen resepsiyonda, CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak&#8217;ın söylediği<em>: “Zaman her gün takip ettiğim bir gazete. İnşallah bu ülkeye daha uzun yıllar hizmet eder”</em> şeklindeki sözlerini anımsadım. Erdoğan Toprak, bir defa olsun solcu bir gazetenin kapısından içeri girmiş değil. Belli ki bu sözleri de nezaket üslubu içinde söylenmiş sözler değildi&#8230; Aynı resepsiyonda<em>; “ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone: Zaman&#8217;ın Türk demokrasisine katkısı çok özel ve önemli.. Almanya Büyükelçisi Eberhard Pohl: Basında Zaman gibi bir gazete olduğu için minnettarız. Fransa Büyükelçisi Laurent Bili: Zaman Gazetesi, eski tek fikir zamanlarına yeni bir rüzgâr getirdi”</em>  diyerek karşıdevrimin gazetesine, başka bir ifade ile kendi sözcülerine övgüler diziyorlardı. İlginçtir, o gün Y-CHP&#8217;nin Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak ile büyükelçiler hep bir ağızdan aynı türküyü söylüyorlardı! Bu yüzden de Erdoğan Toprak&#8217;ı daha yakından tanımak ihtiyacı duydum!</p>
<h2>Kim Bu Erdoğan Toprak?</h2>
<p>Erdoğan Toprak hakkında pek fazla bir şey yazılıp çizilmemiş. Erdoğan Toprak&#8217;ın kim olduğunu araştırınca öğrendim ki, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi&#8217;ni bitirmiş. Serbest ticaretle uğraşıyor, Türkiye Genç İşadamları Derneği (TÜGİAD) üyeliği, İstanbul Ticaret Odası (İTO) Dayanıklı Tüketim Grubu Yönetim Kurulu Üyeliği, Beşiktaş Genç İşadamları Derneği (BEGİAT) Kurucu Yönetim Kurulu Üyeliği, Bahçelievler Spor Kulübü’nün 3.Dönem Başkanlığı, Bakırköyspor Kulübü As Başkanlığı yapmış. 1992 yılında uzun yıllar gönül verdiği ve mensubu olduğu DSP&#8217;nin Bahçelievler Belediye Başkanı adayı olarak aktif siyasete atılan Toprak&#8217;ın, Atatürk Cumhuriyeti&#8217;ni kara toprağa gömmekle görevli bir mezarcı olduğu sonunda ortaya çıkmıştır. Bir ara Türkiye-Hindistan Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanlığı ile Devlet Bakanlığı da yapmıştır. Evli ve 3 çocuk babasıdır. 25 Aralık 2010 tarihinden itibaren CHP Genel Başkan Yardımcılığına getirilmiştir. Bu görevlendirmelerin nedenini ne Ecevit ne de Kılıçdaroğlu hiç bir zaman açıklamamıştır! XX, XXI ve XXIV. Dönem İstanbul Milletvekilidir. Hiçbir zaman CHP&#8217;li olamamış ve Atatürk adı ağzından duyulmamıştır&#8230;</p>
<p>Hazretin Sabah gazetesindeki erken açıklaması tepki toplayınca, düzeltme ihtiyacı içerisine girmiştir. Dikkat ettiniz mi bilmem, CHP&#8217;yi dönüştürmekle görevli olan bu beyler, önemli açıklamalarını genellikle ya yurtdışı bir seyahat sırasında uçakta, ya da  iktidar yandaşı bir gazete muhabirine yaparlar!..  Erdoğan Toprak da öyle yapmış ve haberi yapan arkadaşından bir düzeltme yazısı yazmasını rica etmek zorunda kalmıştır.. Ricayı yerine getiren gazeteci Mahmut Övür, yazısını<em>: “Notlarımı kontrol ederken bu kavramların başında &#8220;kaba&#8221; sözcüğü olduğunu gördüm. Kısaca CHP, &#8220;kaba milliyetçilikle&#8221; bağını kesip evrensel sosyal demokrat bir parti olarak Anadolu&#8217;ya yayılıp toplumun her kesimiyle buluşmaya çalışıyor. Bunu başarırlarsa sadece kendileri değil Türkiye de kazanır”</em> şekline dönüştürmüştür&#8230;</p>
<p>Toprak, “milliyetçilik” sözcüğünün başına “kaba” sözcüğünü ekleyerek, durumu kurtarabileceğini düşünmüştür! Ne var ki, “ulusal sol”  ifadesi hala orada durmaktadır. Anlaşılan Övür, o ifadenin başına bir sözcük koyup anlamını değiştirmeyi becerememiştir. Kim bilir, belki de kasten öyle yapılmıştır. Her neyse,  Y-CHP&#8217;nin “ulusal sol” ile ilişkisini kesmek istediği son derece açıktır. Sanırım Toprak bu itirafını kamuoyu ile paylaşmak için çok erken hareket etmiştir. Bu nedenle geri vitese takılmak ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Gerçi Y-CHP&#8217;nin bu kararını anlamak için illa da yetkili birinin böyle bir itirafı gerekmiyor. AKP&#8217;nin karşıdevrimine direnme yerine, teslimiyeti öneren Y-CHP&#8217;dir ve bu tutumu sağır sultanlar bile duymuştur. Bu dönem halka narkoz vermek görevini, Y-CHP&#8217;nin üzerine aldığı son derece açıktır. TSK mensupları ve Türk aydınları için “Biz yargılanmasınlar demiyoruz” veya bazı subaylar için  <em>“&#8230;.haklarında neden dava açılmıyor”</em> diyerek,  adres gösteren de ne yazık ki, her zamanki gibi yine bizim genel başkanımız Kılıçdaroğlu olmuştur!  Karşıdevrimin en önemli aracı olarak kullanılan özel görevli ağır ceza mahkemelerini meşrulaştıran, ne yazık ki Y-CHP&#8217;nin bu işbirlikçi ağzı olmuştur!</p>
<p>Öte yandan, Y-CHP ve Y-MHP yönetimlerinin bir defa olsun gündem belirlediğine tanık olamamışız. Ana ve yavru muhalefet partileri, her seferinde Erdoğan&#8217;ın önlerine attığı, içeriği olmayan, boş ve gerçek dışı konular üzerinde laf yarışına girişmişlerdir. Bari onu becerebilselerdi&#8230; Haklı pozisyonda olduklarında bile, Osmanlı şamarını yiyip, yerlerine oturmak durumunda kalmışlardır.  Belki de onlara verilen rol sadece bu kadardı. Laikliği benimseyen insanların üzerinde bir satır dahi konuşmayacakları dinsel konular üzerinde, bu iki parti günlerce tartışma sürdürerek, karşıdevrimi kamuoyundan gizlemek görevini yürütmüşlerdir. “Bölünme Anayasası”na verilen destek konusunda hala bir şey söylememiş olmak, gerçek anlamda pişkinlik kabul edilmelidir!</p>
<h2>CHP Yönetimi Karşıdevrimcilerle İşbirliği Yaparak Tarihine İhanet Etti</h2>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-3737 size-full alignright" title="Erdoğan Toprak" src="http://www.serenti.org/wp-content/uploads/2012/04/erdogan_toprak.jpg" alt="Erdoğan Toprak" width="350" height="197" srcset="http://www.serenti.org/wp-content/uploads/2012/04/erdogan_toprak.jpg 350w, http://www.serenti.org/wp-content/uploads/2012/04/erdogan_toprak-150x84.jpg 150w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" />Y-CHP&#8217;nin AKP ile gizli bir ittifak içinde olduğunu şu örnek göstermeye yetmektedir. 4+4+4 diye bilinen ve kesintisiz eğitim sistemine son veren, ayrıca imam hatiplerin ortaokul kısımlarının yeniden önünün açılmasını sağlayan yasanın, ana muhalefet sadece 20 milyar dolarlık kamu alımını ihale kanunu kapsamına çıkararak, denetimden kaçırılması hususunu gündeme taşımakla ilgilenmiştir. Yasanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek, olası yolsuzluk üzerinde haftalarca konuşarak, asıl eğitim birliğinin yok edilmesinin ortaya çıkartacağı temel sorunların üzeri örtülmüştür&#8230; Bu yasanın iptali için Anayasa Mahkemesine yapılan başvurusu da göstermelik, beyhude bir çabadan ibarettir. Zira 12 Eylül Referandumu’ndan sonra, yapısı değiştirilen Anayasa Mahkemesi&#8217;nin laiklik ilkesini korumak gibi bir derdi kalmamıştır. Nasıl ki, Cumhuriyet Devrimi’nin temel yasası (üst yapı kurumu) Eğitim ve Öğretim Birliği Yasası idi, aynı şekilde karşıdevrimin temel yasası da 4+4+4 diye bilinen yasa olmuştur. Bu yasanın geçmesinden sonra, her gün uygulamaya sokulan yasaklar, karşıdevrim uygulamalarından başka bir şey değildir&#8230;</p>
<p>Nitekim Başbakan Erdoğan da AKP&#8217;nin Bursa İl Kongresi&#8217;ndeki konuşmasında: <em>“Partimiz bize ne görev verirse onu yapacağız. Neden mi? Çünkü biz bu ülkede bir devrimin öncüleriyiz.”</em> diyerek, gerçek durumun bir karşıdevrim olduğunu ağzından kaçırmıştır!</p>
<p>Karşıdevrimcilerle işbirliği yaparak, geçmişine ihanet eden Y-CHP yönetimi, yaklaşan kurultayda, parti programını değiştirmeye ve CHP&#8217;nin gerçek sahipleri olan ulusal solcuları kapı dışarı etmeye hazırlanmaktadır. Hiç kuşku yok ki, bu son operasyonlar da  “Brütüsler”den alınacak güçle yapılacaktır. Bu noktada sosyal paylaşım sitelerinde Baykal&#8217;ın, kurtuluş için kendini adres olarak göstermesi ise üzüntü ve ibretle izlenmektedir. Önder Sav&#8217;ın örgütçülüğünün ise ne kadar boş ve işlevsiz olduğu zaten Tüzük Kurultayı&#8217;nda ortaya çıkmıştı…</p>
<p>Karşıdevrim yapıldığını anlamazlıktan gelmek, gerçek durumu değiştirmemektedir. TSK&#8217;yı, MİT&#8217;i ve direnç gösterecek diğer ulusal kurumları devre dışı bırakarak, teslim alma planlarını yapan ve içerideki işbirlikçilerinin yardımı ile uygulamaya koyan CIA&#8217;nın, muhalefet partileri CHP ile MHP&#8217;yi kendi başlarına buyruk bırakmayacağı son derece açıktı. Nedense Türk halkı bu yalın gerçeğe uzun süre inanmak istememiştir. Kaset operasyonları ile her iki partinin “ayarlandığı” ve göstermelik muhalefet yapmayı kabullendikleri, nihayet gün yüzüne çıkmıştır. Y-CHP ve Y-MHP&#8217;nin, halkı uyutma görevini tam olarak yerine getirip getirmediklerini, ABD&#8217;nin onlara vereceği karneye bakarak anlamaya da ihtiyaç kalmamıştır. “Bu partilerin gündeminde ne vardır?” sorusuna verilecek yanıt bize aradığımızı yanıtı vermektedir. Y-CHP ve Y-MHP&#8217;nin, son on yıldır gündeme aldıkları konular, asıl işin yanında teferruat bile olamayacakları son derece açıktır&#8230;</p>
<p>AKP&#8217;yi eleştirmeyi bir yana bırakıp, Y-CHP&#8217;yi eleştirmeme kızan yol arkadaşlarım, bu olup bitenlerden sonra umarım yattıkları güzellik uykusundan uyanabilirler! Muhalefet partileri bizim düşmanla mücadele edecek tek silahlarımızdı. Eğer onlar da karşı tarafın eline geçmişse, ilk ödevimiz onları geri almaktır. Aksi halde silahsız girdiğimiz her savaşı kaybederiz!</p>
<p>Hal böyle olunca, ya eski silahımızı geri alacağız, ya da etkili yeni bir silah edineceğiz. Başka yolumuz kalmamıştır!</p><p>The post <a href="http://www.serenti.org/karsidevrimin-onculeri-ve-isbirlikciler/">Karşıdevrimin Öncüleri ve İşbirlikçiler!</a> first appeared on <a href="http://www.serenti.org">Serenti</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.serenti.org/karsidevrimin-onculeri-ve-isbirlikciler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABD İçin Savaşacağız!</title>
		<link>http://www.serenti.org/abd-icin-savasacagiz/</link>
					<comments>http://www.serenti.org/abd-icin-savasacagiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cemil Can]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Apr 2012 12:51:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ABD taşeronu]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Graham Fuller]]></category>
		<category><![CDATA[İran oprerasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Kürdistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.serenti.org/?p=834</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir dönem CIA Başkan Yardımcılığını yürüten Graham Fuller, 1980’li yıllarda Türkiye’deki istasyonun şefliğini yapmıştı. Şimdi, Kanada’da Vancouver’da  Simon Fraser Üniversitesi’nde  öğretim üyesi. Fuller, Radikal gazetesine yaptığı açıklamada; Irak’ın kuzeyinde bağımsız bir devlet kurulacağını, sonra Türkiye’ye entegre olacağını, bu entegrasyonun başkentinin de Diyarbakır olacağını söyledi. Fuller, Kürtler bağımsızlık ilan ettikten sonra, Türkiye’ye katılmak isteyeceklerini ileri sürmüş. Türkiye’nin [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="http://www.serenti.org/abd-icin-savasacagiz/">ABD İçin Savaşacağız!</a> first appeared on <a href="http://www.serenti.org">Serenti</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir dönem CIA Başkan Yardımcılığını yürüten Graham Fuller, 1980’li yıllarda Türkiye’deki istasyonun şefliğini yapmıştı. Şimdi, Kanada’da Vancouver’da  Simon Fraser Üniversitesi’nde  öğretim üyesi.</p>
<p>Fuller, Radikal gazetesine yaptığı açıklamada; Irak’ın kuzeyinde bağımsız bir devlet kurulacağını, sonra Türkiye’ye entegre olacağını, bu entegrasyonun başkentinin de Diyarbakır olacağını söyledi. Fuller, Kürtler bağımsızlık ilan ettikten sonra, Türkiye’ye katılmak isteyeceklerini ileri sürmüş. Türkiye’nin topraklarını parçalama planı, ancak “entegre” sözcüğü ile bu kadar etkili anlatılabilirdi. Fransızcadan dilimize girmiş olan “entegre” sözcüğü “bütünleşmiş” anlamına geliyor. Kuzey Irak’taki Kürtler “bağımsızlık” ilan edince, Türkiye’ye katılmak isteyecekler ve Diyarbakır başkentleri olacak! Peki, sonra ne olacak? İlan ettikleri bağımsızlıktan vazgeçecekler mi? Yoksa, bir süre sonra “başkent” Diyarbakır, yeniden Türkiye’nin bir şehri mi olacak? “Bağımsız Kürdistan”ın başkenti Türkiye’den bir şehir seçilince, o şehir bizim kabul edilebilir mi? Entegre, bütünleşme demek değil mi?<span id="more-834"></span></p>
<p>Amerikalılar ilginç insanlar, Irak’a ve Afganistan’a da “demokrasi” getirmek üzere Atlantik’i geçip, buralara kadar geldiler.<strong> Iraklılar, Saddam’ı mumla arıyor şimdi!</strong> Demokrasi getirme yalanları ile 1,5 milyondan fazla insanı öldürdü Coniler. Tecavüz ettikleri kadınların yanı sıra, yaşanan diğer rezilliklerin sözünü bile etmiyoruz şimdi!</p>
<p>Fuller, ABD’nin Türkiye’ye ve Ortadoğu’ya dönük politikalarını seslendirmekle görevli.  Tüm yaşamını Müslüman dünyasında, Müslüman hareketlerle ilgili çalışmalara harcadığını söylüyor. Fuller, Türkiye’de kesinlikle daha çok İslami parti olmasını ve İslam’ı politikaya daha çok sokmasını önermiyor. Hazret, Türkiye’de “daha çok sol hareket” görmek istediğini belirterek, asıl AKP’ye gözdağı veriyor! 12 Haziran milletvekili seçimlerinden önce de CHP ile daha “iyi ilişkiler” kurmak gerektiğini söyleyerek AKP’nin kulağını çekmişlerdi. Alabilecekleri tavizin en fazlasını, yedek atı göstererek alıyorlar!</p>
<h2>Yeni Kürt Planı</h2>
<p>Kürt sorununu PKK yerine, “şiddete bulaşmayan” sivil siyasetçilerle müzakere ederek çözülmesini öngören hükümetin, “Yeni Kürt Planı”nı, ABD’nin iki numarası Clinton, çok olumlu bulmuş ve “doğru yolda atılmış bir adım”  olarak değerlendirmiş!.. Böylece BDP’yi, şiddete bulaşmayan “sivil” Kürt siyaseti olarak tanımlamış oluyor. Böylece  BDP’nin inkar edemediği, PKK ile olan organik ilişkisini, ABD bir kalemde  silmiş! ABD, Türk kamuoyunun ezici bir çoğunluğunun kabul ettiği gibi, “PKK-BDP birlikteliği”nin adını “ayrılık”  olarak  koymuş!</p>
<p>ABD Başkanı Obama’nın, nükleer programla ilgili mesajını Tahran’a ileten Erdoğan, sonunda dürüst olmamakla suçlanmış! Bir gün bekletildikten sonra, görüşmeye kabul edilen Erdoğan’a, İran gezisi soğuk duş etkisi yapmış.  İran’ın en yetkili ağzından çıkan <em>“Türkiye dışlanmıştır!”</em>  sözleri ise; Erdoğan’ın, ABD’nin “İran’a olan arka kanalı” işlevini, beklendiği gibi yerine getiremediğini ortaya koyuyor!</p>
<p>Erdoğan, Obama’nın “arka kanal”ı olduğunu kanıtlamak için, şimdi de Çin’e doğru yola çıkartılmış! Uçağa binmeden önce, Annan’ın Suriye konusunda “elini sıkı tutması” gerektiğini söyleyen Başbakan,  şiddetin durması için Annan’ın verdiği, 10 Nisan’a dikkat çekti.  <em>“10 Nisan’dan sonra da atacağımız adımları uygulamaya koyacağız”</em> diyerek askeri müdahale seçeneğini hatırlattı!</p>
<p>Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Harp Akademileri’nde verdiği konferansta, içinden geçtiğimiz süreci; “böyle dönemlerin ciddi risklerin olduğu kadar, muazzam fırsatların da doğduğu dönem” olarak tanımladıktan sonra, “Komşumuz Suriye’de akan kan devam etmekte, Irak’ta mezhepsel temelde siyasi istikrarsızlık yaşanmakta; İran’ın nükleer programı çerçevesinde odaklanan gerilimin sıcak bir çatışmaya dönüşme ihtimali bulunmaktadır. Bölgedeki gerilimin sıcak çatışmalara veya iç savaşa sebep olması durumunda, yeni bir belirsizlik ve kaos ortamının doğması yüksek bir ihtimaldir. Bu şartlar altında, Türkiye’nin gelişmeleri uzaktan izleme lüksü yoktur. Dolayısıyla, Türkiye için diplomatik aktivizm ve askeri hazırlık bir seçenek değil, zorunluluktur&#8221; dedi… Her şey son derece açık değil mi? ABD’nin çıkarlarına göre konuşlandırıldık. Saldırmak için emir bekliyoruz!</p>
<p>AKP, ABD ile işbirliği yaparak, rahmetli İsmet İnönü’nün deyimiyle, gerçekte <em>“ayı ile aynı yatağa girmiştir.”</em> Ayrıca ABD’ye elini vererek, kolunu da kaptırmıştır!.. Ülkeyi adım adım felakete doğru sürüklüyor. Gelinen bu noktada, onları da ülkeyi de kurtarmanın bir tek yolu kalmıştır. O da güçlü ve demokratik halk muhalefetini yükseltmektir.  Ancak o zaman ABD’nin akıl dışı isteklerine direnebilirler! Kısaca iş yine CHP’ye düşüyor. Toplumsal muhalefeti yükselterek ve doğru önderlik yaparak, ülkeyi Ortadoğu bataklığına girmekten belki kurtarabiliriz!</p>
<p>Başbakan’ın İran’a yönelik “dürüst değiller” suçlamasına, İran Meclisi Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanvekili İsmail Kevseri’nin vermiş olduğu: “Ankara, bir nevi dünya emperyalizminin taşeronu ve aracı haline gelmiştir. Erdoğan ve Türkiye’deki karar vericiler kendileri karar veremiyor. Onlara dikte edilenleri yapıyorlar” şeklindeki yanıt, CHP’nin yapacağı muhalefetin ana iskeletini oluşturabilir!</p><p>The post <a href="http://www.serenti.org/abd-icin-savasacagiz/">ABD İçin Savaşacağız!</a> first appeared on <a href="http://www.serenti.org">Serenti</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.serenti.org/abd-icin-savasacagiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kenan Evren Neden Yargılanamaz?</title>
		<link>http://www.serenti.org/goz-boyama-davasi-kenan-evren-neden-yargilanamaz/</link>
					<comments>http://www.serenti.org/goz-boyama-davasi-kenan-evren-neden-yargilanamaz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cemil Can]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Apr 2012 17:58:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Kenan Evren Davası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.serenti.org/?p=775</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru şu: Kenan Evren ve arkadaşı hakkında bu dava neden açıldı? Cevap şöyle geliyor: Birinci aşamada; Recep Tayyip Erdoğan&#8217;a bugünkü konuşmayı yaptırabilmek ve CHP ile MHP&#8217;yi sonuç vermeyecek bir davada sıraya &#8220;geçirmek&#8221; için! İkinci aşamada; “yetmez ama evet”çileri kullanmaya devam edebilmek için! Üçüncü aşamada; “Silivri Hukuku”nu meşru göstermek için! Çünkü 12 Eylül darbesinin yargılanmasını isteyen [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="http://www.serenti.org/goz-boyama-davasi-kenan-evren-neden-yargilanamaz/">Kenan Evren Neden Yargılanamaz?</a> first appeared on <a href="http://www.serenti.org">Serenti</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Soru şu:</p>
<p><a title="Kenan Evren de Yargılanacakmış Netekim!" href="http://www.serenti.org/kenan-evren-de-yargilaniyor-netekim/">Kenan Evren</a> ve arkadaşı hakkında bu dava neden açıldı?</p>
<p>Cevap şöyle geliyor:</p>
<p>Birinci aşamada; Recep Tayyip Erdoğan&#8217;a bugünkü konuşmayı yaptırabilmek ve CHP ile MHP&#8217;yi sonuç vermeyecek bir davada sıraya &#8220;geçirmek&#8221; için!</p>
<p>İkinci aşamada; “yetmez ama evet”çileri kullanmaya devam edebilmek için!</p>
<p>Üçüncü aşamada; “Silivri Hukuku”nu meşru göstermek için! Çünkü 12 Eylül darbesinin yargılanmasını isteyen biri, darbeye teşebbüs edenlerin yargılanmasına karşı çıkamaz! Böylece <strong>“Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemeleri”</strong>nde evrensel hukuk kurallarının çiğnenmesine seyirci kalmak zorunda kalır&#8230; Hatta işin içine girip rol üstlendiği için hukuksuzluklara alkış bile tutabilir… İktidarın çok acil olarak alkışçılara ihtiyacı var!</p>
<p>Bu nedenlerle;</p>
<p>Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmesine başlanan dava, halkın gözünü boyamak içindir. Bu dava asla ve asla mahkûmiyetle sonuçlandırılamaz. Buna ulusal ve uluslar arası hukuk kuralları  engeldir!..</p>
<p>Bu engellerin başında; önce zamanaşımı gelir. Eski Ceza Kanunumuza göre suç işleyenleri cezalandırmak için öngörülen zamanaşımı en çok 30 yıldır. Darbenin yapıldığı tarihin 1980 olduğu göz önüne alındığında aradan geçen  süre 32 sene olmuştur ve fazlasıyla dolmuştur!</p>
<p><em>“Kanunsuz suç ve ceza olmaz”</em> kuralı gereğince sanıkları cezalandırmak olanaksızdır. Zira,  bu kanun hükmünü çiğneyerek (görmezden gelerek) sanıkları  cezalandırmak da  bu ilkeye aykırılık teşkil eder!</p>
<h2>Anayasa’nın Geçici 15. Maddesi</h2>
<p>Ayrıca, 12 Eylül darbecilerine yargılanmama imtiyazı getiren Anayasa’nın geçici 15. maddesi halkoyuna sunulmuş olup,  % 98 oranında halk desteği onaylanmıştır. Daha sonraki Anayasa değişikliği ile 15. maddenin kaldırılması, darbecilere sağlanmış olan imtiyazı ortadan kaldıramaz. Zira ikinci halk oylamasını birinciye üstün kılan bir kural bulunamaz!  Oy oranına bakarak üstünlükten söz edeceksek, o zaman da  birinci oylamaya daha çok değer vermek gerekecektir!</p>
<p>Kaldı ki, ikinci Anayasa değişikliğinde getirilen hüküm, sanıklar aleyhine bir düzenlemedir. Ceza hukukumuzda “aleyhteki düzenlemelerin geriye yürütülemeyeceği” kuralı vardır. Bu kural ile sanıklar lehine bir tür “kazanılmış hak” elde edilmiştir. Hukuk devletlerinde “kazanılmış haklara saygı prensibi” vardır ve bu prensip gereğince de sanıkları cezalandırmak olanaklı değildir…</p>
<p>Aynı şekilde ceza kanunlarında” kıyas yasağı” vardır. Kıyas da yapılarak da sanıklara ceza verilemez!  Sanıklar aleyhine sonuç doğuracak şekilde genişletici yorumlar da yapılamaz! Bu nedenle de sanıkları cezalandırmak mümkün değildir!</p>
<p><em>“Dava açılması için var olan hukuki engel (geçici 15. madde) ortadan kalkınca,  zamanaşımı işlemeye başlar”</em> şeklindeki hükümet savunmasının ise, hukuksal hiç bir dayanağı yoktur.  Sonuçta bu gerekçe de aleyhte yapılmış bir yorumdur ve ceza hukuku alanında geçerliliği yoktur!</p>
<p>Öte yandan; 12 Eylül darbesini gerçek sorumluları ve onların suç ortakları hakkında dava açılmamıştır. Bu durum bile 12 Eylül davasının “gaz almak” amacıyla açıldığını göstermeye yeterlidir.</p>
<p>Aynı zamanda  “Ergenekon Davası”na azalan desteği artırmaya yöneliktir…</p>
<p>Ana hatları ile yukarıda özetlediğim nedenlerden ötürü, bu davadan sonuç beklenemez! Amacı halkın gazını almak olduğu son derece açık olan bu dava sonunda; göstermelik olarak sanıklara cezalar verilebilir. Bu göstermelik cezalar Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırıdır ve eninde sonunda İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nden dönmeye mahkumdurlar!</p>
<p>Muhalefeti ve iktidarı aynı noktada birleştiren bu göstermelik davanın, bir tek yararından söz edilebilir&#8230; O da; üzerine ölü toprağı serpilen halkın, hakkını aramak için sokağa inme ve demokratik tepkisini dile getirme alışkanlığını kazandırmaktır… Bunu da doğalgaza, elektriğe ve petrol ürünlerine yapılan  zamlardan sonra test etmek mümkündür!</p>
<p>Demokratik kitle örgütlerinin yapacağı tek doğru iş, bu davayı  bahane ederek,  toplumsal muhalefeti yükseltmek olmalıdır! Bugünün hesabını soramayan bir halktan, 30 yıl öncesinin hesabını sormasını beklemek ise, akla uygun değildir.</p>
<p>Havanda su dövmekten ise bıktık!</p>
<p>Sonuç olarak denebilir ki, iktidarın içinde bulunduğu bu büyük gösteriden, iktidarı kazançlı çıkarmamak gerekir… Türkiye’nin sağı ile solunun AKP’nin yazdığı basit bir oyun içinde figüran olarak yer alması  acı ama ne yazık ki gerçektir!</p>
<p>Olay bu kadar basittir işte!</p>
<p>Halep ordaysa arşın buradadır! O kadar…</p>
<p>Yaşayıp göreceğiz!</p><p>The post <a href="http://www.serenti.org/goz-boyama-davasi-kenan-evren-neden-yargilanamaz/">Kenan Evren Neden Yargılanamaz?</a> first appeared on <a href="http://www.serenti.org">Serenti</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.serenti.org/goz-boyama-davasi-kenan-evren-neden-yargilanamaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her Tanrı&#8217;nın Kulu  “Ajan” Değildir!</title>
		<link>http://www.serenti.org/her-tanrinin-kulu-ajan-degildir/</link>
					<comments>http://www.serenti.org/her-tanrinin-kulu-ajan-degildir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cemil Can]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Mar 2012 21:14:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Faruk Demir]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Doğru]]></category>
		<category><![CDATA[Sezgin Tanrıkulu]]></category>
		<category><![CDATA[Stratfor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.serenti.org/?p=580</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sezgin Tanrıkulu’nun, “Hukukçu dostum Prof. Dr. Osman Doğru’nun oğlu olan ve çocukluğundan beri tanıdığım Emre de çeşitli kereler bana, analizlerinde kullanmak için sorular yöneltmiştir” demesinden sonra; CIA’ya özel istihbarat üreten Stratfor’un Wikileaks’te yayınlanan iç yazışmalarındaki TR-705 kod numaralı bilgi kaynağının CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu olduğu kesinleşti… Tanrıkulu, eski Diyarbakır Baro Başkanı ve Abdullah [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="http://www.serenti.org/her-tanrinin-kulu-ajan-degildir/">Her Tanrı’nın Kulu  “Ajan” Değildir!</a> first appeared on <a href="http://www.serenti.org">Serenti</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sezgin Tanrıkulu’nun, <em>“Hukukçu dostum Prof. Dr. Osman Doğru’nun oğlu olan ve çocukluğundan beri tanıdığım Emre de çeşitli kereler bana, analizlerinde kullanmak için sorular yöneltmiştir”</em> demesinden sonra; CIA’ya özel istihbarat üreten <strong>Stratfor</strong>’un Wikileaks’te yayınlanan iç yazışmalarındaki TR-705 kod numaralı bilgi kaynağının CHP Genel Başkan Yardımcısı<strong> Sezgin Tanrıkulu</strong> olduğu kesinleşti… Tanrıkulu, eski Diyarbakır Baro Başkanı ve Abdullah Öcalan’ın avukatı. Şimdi CHP’de Genel Başkan Yardımcılığı görevini yapıyor! Emre Doğru’nun ise, “PKK’nın üç ateşkesi için daha önce bilgilendiren ana Kürt haber kaynağım” şeklinde tanımladığı abisi…</p>
<p>Sezgin Tanrıkulu,  CIA analizlerinde kullanılacağını bilerek, Emre’ye bilgi vermiş!</p>
<p>Emre Doğru, Prof. Dr. Osman Doğru’nun başarılı, biricik akıllı oğlu. TÜSİAD Washington temsilcisi. Stajını Birleşmiş Milletler ve NATO’da yapmış. CIA’nin yan kuruluşu Strafor’un gözdesi! Okumuş çocuk. Yöneticisi olan Friedman onu: <em>“İyi iş çıkarttın Emre. Seni bundan sonra, daha çok konferansa göndereceğimizi düşünüyorum”</em> diyerek, teşvik etmiş. Taşıdığı bilgileri, yöneticisi önemsediğine göre, kimse onları sıradan haberler gibi yutturamaz bize! Friedman, sırası geldiğinde de Emre’yi övmüş. Kendisi ile aynı işi yapan elemanlara gönderdiği bir çalışma “yönergesinde”: <em>“Aynı dili konuştuğu ve saat diliminde olduğu için kaynaklara Emre&#8217;nin bir telefonla ulaşması daha iyi olabiliyor”</em> diyerek, Emre’nin ekip içindeki önemine vurgu yapmış!</p>
<p>Bu iç yazışmayı mutlaka okumanızı öneriyorum&#8230;</p>
<p>Okursanız, Hürriyet ve Sabah’ın Stratfor’un “konfederasyon ortakları” olduğuna ve “cnnturk.com” ile “aktifhaber.com”da “çakma” haberler yaptıklarına tanık olacaksınız. Ayrıca CIA’nin, dış ülkelerde işleri nasıl yürüttüğünü de bu yazıdan kolayca anlayabilirsiniz. Öte yandan, bu yazı, Stratfor’da işe girecekler için de bir kılavuz niteliğindedir. Daha da önemlisi, farkında olmadan CIA’nın elemanı gibi çalışanlara, uyarıcı ve paha biçilmez bir ders gibidir&#8230;</p>
<p>Emre Doğru, ifşa edildikten sonra, TÜSİAD Washington Temsilciliği görevinden istifa etmek zorunda kalmış. Türkiye aleyhine bir iş yapmamışsa neden istifa ediyor? Onu artık merak etmiyoruz, bundan sonra başına bir iş gelemez, arkasında dağ gibi CIA duruyor!</p>
<p>Benim asıl merak ettiğim, Emre’nin bu yaşta o kadar merdiveni bu kadar hızlı nasıl tırmanabildiğidir. Mutlaka elinden bir tutanı olmalıdır. Ailenin vereceği desteğin yeterli olacağını düşünmüyorum! Sonuçta babası hukukçu bir öğretim üyesidir&#8230;</p>
<h2>Prof. Dr. Osman Doğru&#8217;yu Tanıyalım&#8230;</h2>
<p>Siz de<strong> Prof. Dr. Osman Doğru</strong> kimdir diye hiç merak ettiniz, değil mi?</p>
<p>Ben bu sorunun yanıtını öğrendim. Ülkemizde aynı isimden iki profesör var. Biri Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniğinin Şefi; kendi geliştirdiği bir tedavi yöntemi ile kıl dönmesi hastalığını ameliyatsız tedavi etmeyi başarmış, dünya çapında bir bilim adamı. Diğeri, hukuk doktoru; aynı zamanda profesör tabi.</p>
<p>İkincisini biraz daha tanıyalım…</p>
<p>Hukuk doktoru; “korku” duygusunu referans alarak, insanın kafasını karıştırmakta oldukça mahir. Dinleyenleri büyüleyip, korkutuyor!</p>
<p>TESEV için hazırladığı “Türkiye’de Ceza Adalet Mekanizmasının Sanık Öğüten Çarkları” başlıklı rapor,  bu konuda bir ilk sayılır! Hoca, Hukuk Fakültesi’nde İnsan Hakları dersi de veriyor. Raporunda; İstiklal, Yassıada ve Sıkıyönetim Mahkemelerinin “adalet dağıtmak” için kurulmadığını söyledikten sonra, yürürlükteki usul aksaklıklarına değiniyor&#8230;</p>
<p>Özel görevli ağır ceza mahkemeleri için ise, henüz ağzından eleştirel bir söz çıkmış değil!</p>
<p><em>“Hayatta kalmak için tek alternatif teslim olmak ise, ölmeyip teslim olmak suç sayılabilir mi?”</em> sorusunu, Anayasanın 17. maddesinde belirtilen “Yaşam Hakkı”nı hatırlatarak yanıtlıyor. Sonuç olarak: “Dağlıca baskınında” öldürülmekten korktukları için, PKK’lı teröristlere “teslim” olan askerleri, haklı göstermeye çabalıyor!  Askeri Mahkemeyi, ölmekten korktukları için teslim olan askerleri, suçlu bulduğu için yargılıyor! Kısaca mahkemeyi,  teslim olan askerleri  “ölmeme suçu”nu işlemiş, kabul etmekle suçluyor!</p>
<p>Siirt’te yaşanan bir başka olayda; taşlı saldırıya uğrayan konvoydaki bir askerin, korkudan rast gele etrafa açtığı ateş sonucu bir kişinin ölümüne sebebiyet vermesini ise, “yargısız infaz” olarak değerlendiriyor!  Mahkemenin sanığı cezalandırmamasını acımasızca eleştiriyor.  PKK’ya teslim olan askerler için “korku” duygusunu, “hukuka uygunluk nedeni” olarak sunan Hoca, “Yaşam Hakkı”nı savunmak için, hedef gözetmeden sağa sola ateş ederek, tehlikeyi bertaraf etmeye çalışan askerin, bu hareketini ise, “yargısız infaz” olarak gösterebiliyor!</p>
<p>“Korku” duygusu, bir olayda “hukuka uygunluk nedeni” diğerinde değil! PKK’nın işine gelecek şekilde fetva buna denir!</p>
<p>TESEV’e rapor hazırladığı için önemli bir işlev üstlendiği belli olan Hoca’nın, başka ilginç fikirlerine de rastladım.  2008’de Star gazetesinde yazdığı bir yazıda; AKP’ye kapatma davası açan Yargıtay Başsavcılığı için düşüncesini şöyle açıklamış:</p>
<blockquote><p><em>Yargıtay Başsavcısının AKP ile ilgili iddianamesinde sürekli Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına atıfta bulunmasının nedeni de bu. Verilecek kararın uluslararası bir yargı organınca denetleneceği bilgisine sahip çünkü. Yani iktidarı şiddetle ele geçirmek yerine daha farklı müdahale biçimleri ortaya çıkıyor.</em></p></blockquote>
<h2>Stratfor Bir de Ajanlık Anlaşması mı İmzalatacaktı</h2>
<p><img decoding="async" class="alignright wp-image-3755 size-full" title="Stratfor" src="http://www.serenti.org/wp-content/uploads/2012/03/stratfor.png" alt="Stratfor" width="350" height="216" srcset="http://www.serenti.org/wp-content/uploads/2012/03/stratfor.png 350w, http://www.serenti.org/wp-content/uploads/2012/03/stratfor-150x92.png 150w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" />Yargıtay Başsavcılığı’nın, AKP hakkında dava açılmasını; “iktidarı ele geçirme” faaliyeti olarak gösteriyor! Temel düşünce yapısını şu cümlesi özetliyor: <em>“27 Mayıs çalışırken rüyamda üç kez asıldığımı gördüm…”</em></p>
<p>Bu yazıyı da buldum, sizler için ekliyorum… Bir ara zaman yaratıp, onu da lütfen okuyun!</p>
<p>TR-325 kod numaralı Enerji Uzmanı Faruk Demir’in, Stratfor’dan aldığı “aylık” ücretin 20 bin dolar olduğu ortaya çıkmış. Faruk Demir, kendi adı verilerek, Başbakan’ın sağlık durumu ile ilgili yapılan haberleri yalanlarken, Stratfor ile olan ilişkisine de “açıklık” getirmiş. Kendisinden dinleyelim:</p>
<blockquote><p>2010 yılı Mart ayı içerisinde tanışma süreci dâhil olmak üzere; bölgesel enerji gelişmeleri hakkında ayda 4 soru ile sınırlı bir danışmanlık hizmet anlaşmam olan Stratfor ile enerji bağlamındaki 30 kadar e-mail ve bölgesel jeopolitik gelişmeler hakkındaki Kasım-Aralık ayı içerisindeki 6 adet e-mail dışında bir ilgim ve ilişkim yoktur.</p></blockquote>
<p>Daha ne olsaydı? Stratfor ile arasında bir “hizmet anlaşması” olduğunu kabul ederek, işin içinden sıyırabileceğini sanıyor. Sanki Stratfor diğer adamları ile “ajanlık anlaşması” yapıyor! Faruk Demir ayda sadece 4 adet soruya yanıt veriyormuş! İfşa olana kadar, toplam 36 e-mail göndermiş. Fazla bir şey yok yani! Dikkat ettiniz mi, kendisine ödenen ücret, personele verilen gibi aylık olarak ödeniyor!<sup>7</sup></p>
<p>TR-705  kod numaralı Sezgin Tanrıkulu’na ücret veriliyor mu, bilemiyorum. Vermiyorlarsa, Direktör Friedman’ı protesto etmeyi düşünüyorum! Kendisine fena halde küseceğim! İster misiniz koskoca CHP Genel Başkan Yardımcısının, analiz için gönderdiği bilgilerin ücretini de Emre alsın! Olur mu olur! ABD’ye “marabalık” yapmak Kürtlerin kaderi mi? Bu sorunun yanıtını da geriye kalan Kürtler düşünüp bulsun!..</p>
<p>Birkaç yıl önce avukatlığını yaptığım Balkanlar’da “mafya lideri” olarak tanınmış bir düşün adamı; bir sohbet sırasında kıssadan hisse kabilinden bir hikâyecik anlatmıştı. Onu da paylaşmak istiyorum: İkinci Dünya Savaşı sırasında, bütün Avrupalı uluslar, Hitler’e ajanlık yapmışmış. Bu işi ücretsiz olarak yapan bir tek bizim aptal Arnavutlardı!” demişti bana… Genel Başkan Yardımcımız ve bu çok değerli meslektaşımın, benzer bir duruma düşürülmesine, asla gönlüm razı değil! Bilmenizi istedim!</p>
<p>Hiç merak ettiniz mi, Başbakan, CHP’ye saldırmak için, gerektiğinde Cumhuriyetin ilk yıllarını bile yerden yere vururken, bu konuda neden dilini yutmuş? Sanki CHP ile gizli bir anlaşma yapmışlar. Değil mi? İlginçtir, MHP de bu konunun üzerine bir türlü gidemiyor! Anlaşılan, karşı tarafta ABD olunca, iktidar da muhalefet de dut yemiş bülbül gibi! Ve zaten söylenenlerin doğru olduğuna olan inancı pekiştiren,  onların bu tutumu değil mi?</p><p>The post <a href="http://www.serenti.org/her-tanrinin-kulu-ajan-degildir/">Her Tanrı’nın Kulu  “Ajan” Değildir!</a> first appeared on <a href="http://www.serenti.org">Serenti</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.serenti.org/her-tanrinin-kulu-ajan-degildir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hedef: Postmodern Demokrasi!</title>
		<link>http://www.serenti.org/hedef-postmodern-demokrasi/</link>
					<comments>http://www.serenti.org/hedef-postmodern-demokrasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cemil Can]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Mar 2012 13:26:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Altan Tan]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ü itibarsızlaştırma]]></category>
		<category><![CDATA[İskilipli Atıf Hoca]]></category>
		<category><![CDATA[Kemalist diktatörlük]]></category>
		<category><![CDATA[postmodern demokrasi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.serenti.org/?p=527</guid>

					<description><![CDATA[<p>PKK kontenjanından milletvekili seçilen, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı Altan Tan, “İntibak Yasası”nın görüşülmesi sırasında söz alarak; izinden yürüdüğü İngiliz yandaşı İskilipli Atıf Hoca’nın “mağdur bir Müslüman” olduğunu ileri sürmüş.  Mandacı Atıf için “Kemalist diktatörlüğün katlettiği on binlerce insandan sadece biridir” diyerek, Türkiye Cumhuriyeti’ni bir “diktatörlük” olarak tanımladı&#8230; Cumhuriyet’e karşı yıllardır içinde biriktirdiği kini, Atatürk’ün meclisinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="http://www.serenti.org/hedef-postmodern-demokrasi/">Hedef: Postmodern Demokrasi!</a> first appeared on <a href="http://www.serenti.org">Serenti</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>PKK kontenjanından milletvekili seçilen, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı Altan Tan, “İntibak Yasası”nın görüşülmesi sırasında söz alarak; izinden yürüdüğü İngiliz yandaşı <a title="İskilipli Atıf Hoca Neden Asıldı?" href="http://www.serenti.org/iskilipli-atif-hoca-neden-asildi/">İskilipli Atıf Hoca</a>’nın “mağdur bir Müslüman” olduğunu ileri sürmüş.  Mandacı Atıf için <em>“Kemalist diktatörlüğün katlettiği on binlerce insandan sadece biridir”</em> diyerek, Türkiye Cumhuriyeti’ni bir “diktatörlük” olarak tanımladı&#8230;</p>
<p>Cumhuriyet’e karşı yıllardır içinde biriktirdiği kini, Atatürk’ün meclisinde kusan Altan,  Cumhuriyet’ten öcünü alabildi mi bilinmiyor. Bugünlerde sözleri nedeniyle, AKP’nin desteğini tam olarak alamadığından yakınıyor.  Altan, AKP’nin bu tavrı nedeniyle “hayal kırıklığına uğradığını” ifade ettikten sonra: &#8220;<em>AKP grubundan daha dik bir duruş beklerdim</em>” demiş.  Anlaşılan “Kininin davacısı olan <a title="Dindar Sizsiniz!" href="http://www.serenti.org/dindar-sizsiniz/">dindar gençlik</a>”,  “Atatürk’ü itibarsızlaştırma” işine pek karışmıyor… AKP galiba kendi üzerine sadece İnönü’yü itibarsızlaştırma işini bırakmış. Atatürk’ü itibarsızlaştırma işini BDP ile  CHP’ye ihale etmiş! Bu derste dışarıdan emperyalistler, içeride işbirlikçileri ve  taşeronları olduğu halde, pek başarılı oldukları söylenemez!.. Onlar Atatürk’e ve Cumhuriyet’e saldırdıkça, Kemalizm’in daha da güçleneceğine emin olun. Batacak olanlar saldırganlar olacaktır…</p>
<p>Sırası gelmişken, “mağdur Müslüman” İskilipli Atıf’ın nasıl bir adam olduğunu da anımsatalım…</p>
<p>Tarih Baba diyor ki: İskilipli Atıf Hoca, 1919’da kurulan Teali İslam Cemiyeti’nin kurucularındandır. Cemiyet, Kuvayı Milliye’ye ve Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkmakla maruftur. İngiliz Muhipleri Cemiyeti üyesi de olan Mustafa Sabri, Cemiyetin bir süre başkanlığını yapmıştır. Mustafa Sabri, Mustafa Kemal ve arkadaşları için ölüm fetvasını kaleme alan kişidir. Damat Ferit kabinesinin Şeyhülislamlığına getirilince, Cemiyetin başkanlığını, İskilipli Atıf’a bırakmıştır. Cemiyetin üyeleri arasında Sait Nursi de vardır…</p>
<p>İskilipli Atıf’a İngiliz ajanı dediğimin için pişman değilim. İstiklal Mahkemesi’nce idam cezasına çarptırılması da bu nedenledir. İngiliz gizli servisi MI6’nın, ona bir kimlik kartı vermediği bugün savunulabilir. Öyle mi değil mi, bunu gerçekten bilmiyorum. Ayrıca ajanlık için kimlik kartı, şart değil. Hoca’nın yukarıda özetlenen kariyeri, ona hiç tereddüt etmeden İngiliz Ajanı demeye yetiyor da artıyor!</p>
<h2>Kurtuluş Savaşı Diye Bir Savaş Hiç Olmamış!</h2>
<p>Geçenlerde teknik üniversiteden diplomasını almış adı lazım değil bir mühendisin, Kurtuluş Savaşı’nı inkâr ettiğine tanık oldum. Adam doğrudan <em>“Savaş-mavaş olmamış, tarih diye bize anlatılanların hepsi masaldır”</em>  dedi. Ona göre, <em>“İngilizler, Ankara Hükümeti ile anlaşmışlar ve alacaklarını alıp gittikten sonra, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasına izin vermişlermiş!”</em> Teali İslam Cemiyeti hayranı olduğu belli olan mühendise göre, İngiliz Ajanı olan İskilipli Atıf Hoca değil, Mustafa Kemal’miş!</p>
<p>Densizliğe bakın siz!</p>
<p>Sakarya Meydan Muharebesi ve Büyük Taarruz’da ölenler için ne diyeceğini çok merak ettim. Sakarya Meydan Muharebesi’nde Türk ordusunun zayiatı; 5713 şehit, 18.480 yaralı, 828 esir ve 14.268 kayıp olmak üzere, toplam 49.289. Yunan ordusunun zayiatı ise; 3758 ölü, 18.955 yaralı, 354 kayıp olmak üzere toplam 23.007&#8217;dir. Tarafsız tarihçilerin kaydettiğine göre, Büyük Taarruz öncesinde, Yunan ordusunun mevcudu 200 binden fazlaymış.  Taarruzdan sonra geriye, ancak 50 bini dönebilmiş&#8230;</p>
<p>Kurtuluş Savaşı diye bir savaş yapılmadıysa eğer, iki taraftan ölen bu askerler için, mühendisin ne diyeceğini çok merak etmiştim. <em>“Madem İngilizlerle Ankara Hükümeti anlaşmış bu kadar adamı kim niye öldürmüş”</em> diye sordum… Çok fena kızdı. Sesi titremeye başladı. Ağzından tükürükler saçarak bağırıyordu. İşaret parmağını bükerek, önündeki sehpaya vurmaya başladı birden. Cevap vereceğini sanıyordum. <em>“Müslümanlara en büyük ihanet, Latin harfleri kabul edilerek yapılmış” diyerek</em>, abdestini tazelemeye gitti!</p>
<p>Hiç şaşırmadım!</p>
<p>Bir ülkede diktatörlük varsa,  gidilecek yol; tek yönlü ve mecburidir zaten! [/pulledquote]İsterim ki, cevapsız bırakılan o soruma, derin tarih bilgisiyle Altan Tan cevap versin. Belki de bu defa AKP grubu dik duruş gösterebilir. Korkmadan, bir defa daha kinini kussun meclis içinde.  Hatta Yunanlılara karşı, Başkomutanımız Mustafa Kemal için,  “soykırımdır” yaptı da desin. Desin vallahi, isterim! Daha heyecanlı olur!</p>
<p>Yoksa “soykırım” sözcüğünü kullanmak, başka taşerona mı ihale edilmiş? Aralarındaki sözleşmeye göre, taşeronlardan biri diğerinin alanına tecavüz edemiyor galiba. İşbölümünü bayağı ciddiye alıyor bunlar!  İşi veren yüklenici de “tecavüz”e çok kızıyor herhalde. Anlaşılan kaşlarını çatıp: <em>“Herkes kendi işinin başına”</em> diyor!</p>
<p>Bu noktada en doğru (!) saptama,  Mustafa Kemal’in savaşlarına  “katliam” demek olmalı&#8230; Zaten “on binlerce kişiyi katlettiğini” söylemek de aynı kapıya çıkıyor. Demek ki,  bundan böyle, Mustafa Kemal’in askerleri, 1921 ve 22’nin Ağustos’unda, Yunan askerlerini “katlettiler” demek gerekiyormuş! İngiliz muhibbi ancak böyle olunabiliniyor! Yıllar sonra, Dersim’de öldürülen isyancılar ile Sabahattin Ali’yi de bu sayıya kattığınızda, Atatürk’ün  “katil” olduğu kanıtlanmış sayılır!</p>
<p>Bize bırakılan, işin en kolayı olan yanı, bu “gerçeği” kabullenmektir sadece.  Belli ki, Atatürk’ün “diktatör” olduğunu kabul etmemiz isteniyor! Aksi halde, arkasından “soykırım” yaptı denebilir!</p>
<p>“Diktatörlük” kabul edildikten sonra, gerisi kolay!  Önümüze konacak olan işaret levhasını takip edeceğiz sadece. Levhanın üzerinde tek yönü gösteren turuncu bir ok işareti var. Hep öyle olmuş yakın geçmişti. Turuncu ok  “DEMOKRASİYE GİDER” yazısının tam önüne konacak!  Trafik kurallarına bak!</p>
<p>Yolun sonunda, Soros’un “Turuncu Devrimleri” ve “Arap Baharı”nın getirdiği cici bir “demokrasi”ye varılacak! Nedendir bilinmez, bir şeyin kendini yaşamadan, hep ötesini, cicisini isteriz biz. Demokrasi için de öyle olacak galiba. Dilerseniz, varılacak olan o son noktaya “postmodern demokrasi” olarak adlandıralım! Literatüre bizim de bir katkımız olsun. Nasılsa  postu  kürkçüye kaptırmışız!</p><p>The post <a href="http://www.serenti.org/hedef-postmodern-demokrasi/">Hedef: Postmodern Demokrasi!</a> first appeared on <a href="http://www.serenti.org">Serenti</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.serenti.org/hedef-postmodern-demokrasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital Karşıdevrim!</title>
		<link>http://www.serenti.org/dijital-devrim/</link>
					<comments>http://www.serenti.org/dijital-devrim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cemil Can]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Mar 2012 20:34:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[AP Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[Balyoz Davası]]></category>
		<category><![CDATA[Ergenekon belge sahtekarlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.serenti.org/?p=506</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Behey! Kaburgalarında ateş bir yürek yerine/idare lambası yanan adam!” Behey “İki kişiden biri” diye tanınan; asgari ücretli “işçi Kerim!” Gel önce şu Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raporu’nun, en can alıcı cümlesini okuyalım… Sonra  derin fikrini yine söylersin! Her konuda bir fikrin olmasa kim küserdi bilmem? AP Türkiye Raportörü Ria Oomen-Ruijten tarafından kaleme alınan Türkiye Raporu’nda: [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="http://www.serenti.org/dijital-devrim/">Dijital Karşıdevrim!</a> first appeared on <a href="http://www.serenti.org">Serenti</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Behey! Kaburgalarında ateş bir yürek yerine/idare lambası yanan adam!”<br />
</em></p>
<p><em>Behey “İki kişiden biri” diye tanınan; asgari ücretli “işçi Kerim!”<br />
</em></p>
<p>Gel önce şu Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raporu’nun, en can alıcı cümlesini okuyalım…</p>
<p>Sonra  derin fikrini yine söylersin!</p>
<p>Her konuda bir fikrin olmasa kim küserdi bilmem?</p>
<p>AP Türkiye Raportörü Ria Oomen-Ruijten tarafından kaleme alınan Türkiye Raporu’nda: <em>“Dink davası hukukun üstünlüğü ve yargının bağımsızlığı için testtir”</em> denilmiş!</p>
<p>Bundan haberin var mıydı?</p>
<p>İçine kabul edilmek için amuda kalktığımız Avrupa Birliği, ricayı fazlasıyla aşan bu cümlesiyle, Türk yargısına ne yaptırmak istiyor sence?</p>
<p>Bu sözler, iyi niyetli söylense bile, yine de yargıya müdahale sayılır, değil mi?</p>
<p>“Bağımsız” bir ülkenin içişlerine karışmak ne haddiniz? Burası Libya mı, yoksa  Suriye ile mi karıştırdınız bizi?</p>
<p>Sanki Türkiye’de başka dava görülmüyor!</p>
<p>Örneğin; Balyoz Harekât Planı Davası&#8217;nda yerli ve yabancı bilirkişiler, 1500’ün üzerinde belgenin sahteliğini ispatlamışlar!</p>
<p>Kimsenin umurunda değil!  Ve zaten bu nedenledir ki, bu mahkemelere hala “mahkeme” deniyor!</p>
<p>Gölcük Ana Üs Komutanı Tuğamiral Ali Sadi Ünsal, Cumhuriyet’e gönderdiği mektupta; 1. Ordu Karargâhı’nda gerçekleştirilen ve yasal olarak icra edilen plan seminerine katılan 162 kişiden, sadece 50’sinin yargılandığını belirtiyor!</p>
<p>Kalan 112 kişinin ifadelerine bile başvurulmamış!</p>
<p>Bu olaydan haberin var mı?</p>
<p>Ayrıca darbeyi destekleyecek olan yardımcı personel listesinde, vefat etmiş iki de emekli amiral yer alıyormuş!</p>
<h2>TSK&#8217;yı Teslim Alan Dijital Sahtekarlık</h2>
<p>Bu sefer galiba ölüler “darbe” yapacakmış!</p>
<p>Vaktiyle Çanakkale Savaşı’na şehitlerin müdahil olduğu gibi…</p>
<p>Komikliğe bakın siz!</p>
<p>Düşman, 21. yüzyılın başında dijital sahtecilikle TSK’ni teslim almış!</p>
<p>İki taraftan da bir tek mermi atılmamış!</p>
<p><em>“Bu durumdan gerçekten haberimiz olmadı”</em> diyemezsin!</p>
<p>Bir siyasi partinin genel başkanı -ona karşı geçmişten gelme önyargınız olabilir diye ismini vermiyorum-  sırf savunmasında kullandığı sözler nedeniyle, güya savunma sınırlarını aşarak mahkemeye hakaret etmiş ve bu nedenle 22 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılmış!</p>
<p>Emperyalistler genellikle böyle yapar bilirim, savunma yapan CIA “ajan”larına basarlar cezayı! Bu yüzden sakın Doğu Perinçek gibi CIA ajanlığı yapmayın! Geçenlerde Silivri’de yaptığı savunmayı dinledim. Savunma yapmıyordu sanki ABD emperyalizmini yargılıyordu! Uzatmayın canım CIA ajanı olduğu kesin!</p>
<p><em>“Bu işte de bir tuhaflık görmüyorum”</em> diyorsan  yuuuuh artık!</p>
<p>Aklımdayken onu da söyleyeyim: Adam gibi bu adamın devam eden başka davaları var. Özel yetkili savcı, o davalar için 20 yıl daha hapis cezası verilmesini istiyor!  Toplamda 42 yıl 9 ay edecek cezalar. 42 yıl dediğin bir insanın ömrü içinde ne ki? İhmal edilebilir bir sayı! Askerlik kadar bir süre yani, yaşanmasa da olabilir!</p>
<p>Aynı mahkemece, müvekkilini savunurken kullandığı sözler nedeniyle, avukatına da 4 yıl hapis cezası verilmiş!</p>
<p>Onunkini cezadan bile  saymıyoruz!</p>
<p>Gülüyor musun, yoksa acı acı tebessüm mü ediyorsun?</p>
<p>Maalesef öyle oldu dostum: Özel görevli ağır ceza mahkemeler, eski  “devlet güvenlik mahkemeleri”ni mumla aratıyor bugün!</p>
<p>Sanırım, bir kamu hizmeti olan “savunma görevi”ni yerine getirmeye çalışan pek çok avukata, son celseye kadar duruşmalara girme yasağı konulduğundan da haberiniz olmadı&#8230;</p>
<p>Onu da ben duyun!</p>
<p>Yemin ederim, son celsenin kaç yüzyıl sonra yapılacağını, mahkemenin başkanı bile bilemiyor!</p>
<p>Bütün bunları komik bile bulmuyorsun, öyle mi? Peki!</p>
<p>Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye Raportörü, ne hikmetse, “hukukun üstünlüğü” ve “yargının bağımsızlığı” konularında pilot dava olarak, <a title="Biz Ermeni Değiliz Ama Doğruyu Söyleyebiliriz" href="http://www.serenti.org/biz-ermeni-degiliz-ama-dogruyu-soyleyebiliriz/">Hrant Dink davası</a>nı seçmiş!</p>
<p>Buna ne diyorsun?</p>
<p>Rapor bu kadar değil tabi;</p>
<p>Nesnel bir rapor hazırladıklarına inanmamız için, Kılıçdaroğlu’na düzenlenen fezleke gibi hukuken, bir değeri olmayan olaylara da yer verilmiş raporda&#8230;</p>
<p>Anlayacağınız, Avrupalılar bizi yine  sabunsuz tıraş ediyorlar!</p>
<p>Behey! “İki kişiden biri”,   artık benim ne dediğimi bırak!</p>
<p>Muhafazakâr ve dindar eski bir bakanın yakınmalarını dinle biraz:</p>
<p>O meşhur raporun gazetelerde yayınlandığı gün, manşetlerde yer alan bir açıklama daha vardı.  Türkiye Raporu’nu tarihin çöplüğüne fırlatacak kadar, etkili olduğuna kalıbımı basarım…</p>
<h2>AKP&#8217;yi İktidara Getirenler ile Ergenekon&#8217;u Yapanlar Aynı</h2>
<p>“Milli Görüş Hareketi”nin iki numaralı ismi, eski İçişleri Bakanı Oğuzhan Asiltürk: <em>“AKP’yi iktidara getiren ABD ve dünya Siyonizmidir. Basın haber ajansları ellerinde. ABD bütün desteğini askerden çekmiş”</em> dedikten sonra, Erdoğan’ı kastederek; <em>“Bu şartlar altında kabadayılık kolaydır”</em> demiş!</p>
<p>Asiltürk, 15 yıl önce 28 Şubat öncesinde yaşanan Merve Kavakçı olayı ile ilgili olarak ilginç bir noktaya da değinmiş.  Merve’nin salona, Erbakan ve kendisinin bilgisi dışında, AKP’yi kuranlar tarafından sokulduğunu ifade eden eski Bakan: “Ergenekon’un, ABD’nin İran’a saldırısına karşı çıkan 7 general için yapıldığını” da söylemiş!</p>
<p>Bunu zaten biliyordun öyle mi? Peki,  yanıt ver o zaman!</p>
<p>Asiltürk’ün bu açıklaması, AP’nin Türkiye Raporu’nda, TSK mensuplarına karşı  açılmış davalarda yapılan hukuksuzlukların, neden dile getirilmediğini yeterince ortaya koymuyor mu?</p>
<p>Raporda, Kılıçdaroğlu için “adil yargılamayı etkilemeden” düzenlenen fezlekeye de yer verilmişmiş! Geçiniz bunları efendim, geçiniz!</p>
<p>Kılıçdaroğlu,  <em>“dokunulmazlığımı kaldırın”</em> diye AKP’ye meydan okuyormuş! Onu da geçiniz!  Bunlar tribündeki seyirciyi aldatmak için yapılan “show”lardır. İncir çekirdeğini bile dolduramazlar.</p>
<p>Besbelli ki, yine tıraş ediliyoruz!</p>
<p><em>“Yeter artık Yenicami tıraşı, yeter!/Ayağa kalkın efendiler&#8230;”</em></p>
<p>Önce “Silivri Hukuku”na karşı gelin de görelim endamınızı!</p>
<p>Sonra; hakkı, hukuku, adaleti tırnaklarınızla söküp alın!</p>
<p>Özel görevli mahkemelerin kaldırılması için ciddi bir kamuoyu oluşturun&#8230; Milletin iradesinin arkasında durun, seçilmiş milletvekillerinizi kurtarın bir kere! Yaladığınız tükürüğü yutmayın, düşmanla işbirliği yapanların suratına yeniden tükürün!</p>
<p>Özel görevli mahkemeleri meşrulaştırmaya yarayan sözleri söylemek üstünüze vazife değil!</p>
<p>Bize göre, “zevahiri kurtarmak” babından söylediğiniz sözlerinizle, görevinizi yapmış sayılmazsınız! Çuvaldan dışarı çıkartın kafanızı!</p>
<p>Gün gelir adama <em>“Halep oradaysa arşın buradadır”</em> derler. Bunu da hiçbir zaman aklınızdan çıkartmayın!</p><p>The post <a href="http://www.serenti.org/dijital-devrim/">Dijital Karşıdevrim!</a> first appeared on <a href="http://www.serenti.org">Serenti</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.serenti.org/dijital-devrim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
