<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Serenti</title>
	<atom:link href="http://www.serenti.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.serenti.org</link>
	<description>Tarih, Kültür ve Sanata Güncel Bakış</description>
	<lastBuildDate>Fri, 31 Jul 2026 09:23:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>cache</title>
		<link>http://www.serenti.org/cache-3/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jan 2020 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false"></guid>

					<description><![CDATA[<p>cache</p>
<p>The post <a href="http://www.serenti.org/cache-3/">cache</a> first appeared on <a href="http://www.serenti.org">Serenti</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="quzqZbOKI0"><p><a href="http://www.serenti.org/cache-2/">cache</a></p></blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;cache&#8221; &#8212; Serenti" src="http://www.serenti.org/cache-2/embed/#?secret=Xh8mig2jWe#?secret=quzqZbOKI0" data-secret="quzqZbOKI0" width="500" height="282" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p><p>The post <a href="http://www.serenti.org/cache-3/">cache</a> first appeared on <a href="http://www.serenti.org">Serenti</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>cache</title>
		<link>http://www.serenti.org/cache-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jan 2020 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false"></guid>

					<description><![CDATA[<p>cache</p>
<p>The post <a href="http://www.serenti.org/cache-2/">cache</a> first appeared on <a href="http://www.serenti.org">Serenti</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="b8cmihdlyq"><p><a href="http://www.serenti.org/cache/">cache</a></p></blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;cache&#8221; &#8212; Serenti" src="http://www.serenti.org/cache/embed/#?secret=0WZgtDW6jv#?secret=b8cmihdlyq" data-secret="b8cmihdlyq" width="500" height="282" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p><p>The post <a href="http://www.serenti.org/cache-2/">cache</a> first appeared on <a href="http://www.serenti.org">Serenti</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>cache</title>
		<link>http://www.serenti.org/cache/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jan 2020 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false"></guid>

					<description><![CDATA[<p>Geronimo: Son Kızılderili İsyancı</p>
<p>The post <a href="http://www.serenti.org/cache/">cache</a> first appeared on <a href="http://www.serenti.org">Serenti</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="dQyT03xLGK"><p><a href="http://www.serenti.org/geronimo-son-kizilderili-isyanci/">Geronimo: Son Kızılderili İsyancı</a></p></blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;Geronimo: Son Kızılderili İsyancı&#8221; &#8212; Serenti" src="http://www.serenti.org/geronimo-son-kizilderili-isyanci/embed/#?secret=9348nZF1Ul#?secret=dQyT03xLGK" data-secret="dQyT03xLGK" width="500" height="282" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p><p>The post <a href="http://www.serenti.org/cache/">cache</a> first appeared on <a href="http://www.serenti.org">Serenti</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geronimo: Son Kızılderili İsyancı</title>
		<link>http://www.serenti.org/geronimo-son-kizilderili-isyanci/</link>
					<comments>http://www.serenti.org/geronimo-son-kizilderili-isyanci/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serenti]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Mar 2019 13:57:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Apache]]></category>
		<category><![CDATA[Geronimo]]></category>
		<category><![CDATA[kızılderili]]></category>
		<category><![CDATA[soykırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.serenti.org/?p=5981</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kızılderililer, Beyaz Adam kıtalarına ayak basıncaya değin gerçekten de barış içinde yaşıyorlardı. Ataları bu topraklarda hep huzurlu bir yaşam sürmüş, tek kaygıları Yüce Ruh’un isteklerini yerine getirmek olmuştu. Kötü talihin ilk başlangıcı, 1492 yılında Kristof Kolomb’un Hindistan yerine yanlışlıkla Amerika’yı keşfetmesi oldu. Sonra ardından Amerigo Vespuçi geldi ve XVII. yüzyılda beyaz adamların kolonileri&#8230; Amerika kıtasının [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="http://www.serenti.org/geronimo-son-kizilderili-isyanci/">Geronimo: Son Kızılderili İsyancı</a> first appeared on <a href="http://www.serenti.org">Serenti</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kızılderililer, Beyaz Adam kıtalarına ayak basıncaya değin gerçekten de barış içinde yaşıyorlardı. Ataları bu topraklarda hep huzurlu bir yaşam sürmüş, tek kaygıları Yüce Ruh’un isteklerini yerine getirmek olmuştu. Kötü talihin ilk başlangıcı, 1492 yılında Kristof Kolomb’un Hindistan yerine yanlışlıkla Amerika’yı keşfetmesi oldu. Sonra ardından Amerigo Vespuçi geldi ve XVII. yüzyılda beyaz adamların kolonileri&#8230;</p>
<p><a href="http://www.serenti.org/amerika-kitasinin-unutulmus-kasifleri/">Amerika kıtasının keşfi</a> ile Beyazlar, “Yeni İngiltere” adını verdikleri bu topraklara akın ettiklerinde, karşılarında kırmızı derili bembeyaz yürekli insanlar buldular. Kızılderililer, ellerindeki tüm olanakları çok uzak topraklardan gelen yeni konukları için seferber etti. Çünkü bu topraklar alabildiğince zengin, herkesi doyurmaya yetecek kadar bereketliydi. <span id="more-5981"></span>Oysa bilmedikleri, açgözlü Beyaz Adam’ın bu toprakları Kızılderililerle paylaşmaya hiç mi hiç niyeti yoktu. Beyaz Adam yıllar boyunca işgal ettiği toprakların gerçek sahiplerini acımadan katletti, topraklarına el koydu, oradan oraya sürüp durdu. Beyaz adam toprak için kendi arasında da hiç durmadan savaşıyordu ama konu Kızılderilileri katletmek olunca hem Meksika ordusu hem de ABD ordusu birlikte hareket ediyordu. 1870’li yıllara gelindiğinde Kızılderili soykırımından kurtulup direnmeyi sürdüren yalnızca birkaç bin Kızılderili kalmıştı. Beyazları o yıllarda en çok uğraştıran kabilelerin başında ise “Apache” kabilesi geliyordu.  Ve bu kabile içinden bir isim, adını direnişle özdeşleştirmeyi başaracaktı: <strong>Geronimo</strong>.</p>
<h2>Geronimo Kimdir?</h2>
<p><strong>Goyathlay</strong> ya da Beyazların ona verdiği adla Geronimo, 1829 yılında o zamanlar Meksika sınırları içerisinde kalan Arizona’da dünyaya gelmişti. Kızılderili dilinde anlamı “<strong>Esneyen Adam</strong>” olan Goyathlay, Apachelerin Bedonkohe kabilesine mensuptu. Tam bir Apache gibi yetiştirilmiş, 17 yaşında iken hayatı boyunca yapacağı toplam 9 evlilikten ilkini yaparak komşu kabileden Alope ile evlenmiş ve bu evlilikten üç çocuğu olmuştu. Bir kabile şefi değildi; gerçekte işi insanları iyileştirmek olan bir şamandı. Fakat yazgısı onu en tanınmış Kızılderili şeflerinden biri olmaya sürükleyecekti.</p>
<p>5 Mart 1851’de (bazı kaynaklarda 1858 olarak belirtilir) ellerindeki buffalo ve geyik derilerini yiyecek karşılığı Beyazlarla takas etmek için kabilenin diğer erkekleriyle birlikte Janos kasabasına indiklerinde kamplarına José María Carrasco önderliğinde Meksikalı askerler saldırmış; annesi, üç çocuğu ve karısı da dahil olmak üzere nerdeyse kamptaki herkes askerler tarafından katledilmişti.</p>
<p>Bu tarih onun yazgısında bir dönüm noktası olmuştu.</p>
<p>İleride kendi biyografisinde o akşam kamplarına döndüğünde gördükleri için “Her şeyimi kaybettim” diye yazıyordu. Yüreği beyazlara karşı artık intikam ateşiyle yanıyordu. Geronimo o gecenin ardından her yerde Meksikalı askerlere saldırılar düzenlemeye başladı. Saldırılar öylesine ani ve beklenmedik ve bir o kadar kusursuzdu. “Çok fazla Meksikalı öldürdüm. Kaç tane olduğunu bilmiyorum. Bazıları saymaya bile değmezdi” diyecekti ileride.</p>
<p>Fakat 1848 yılında ABD-Meksika Savaşı’nın sona ermesi ve Guadalupe Hidalgo Antlaşması’nın imzalanmasıyla birlikte bölgenin dengesi de değişmişti. Savaşı ABD’nin kazanmasıyla Arizona bölgesi artık ABD’nindi ve ABD hükümeti Arizona’nın altınla dolu topraklarını göçmenler arasında yavaş yavaş paylaştırmaya başlamıştı. Şimdi düşman yalnızca Meksikalılar değil aynı zamanda Amerikalılardı.  Fakat bu toprakları Kızılderililerden almak öyle kolay olmayacaktı…</p>
<p>Arizona’daki Chiricahua Apacheleri sınır bölgesine yerleşen göçmenlere ve karargahlara ani baskınlar düzenlemeye, yağmalar yapmaya başladı. Chiricahua Apachelerinin yaşadığı topraklar o dönemde, direnen Kızılderililerin adeta sığınağı haline gelmişti. Washington’a gönderilen mesajlarda sık sık bölgenin çok tehlikeli olduğu vurgulandı ve sonunda ordu duruma el koydu.</p>
<p>3 Mayıs 1876’da bölgedeki temsilciliğe gönderilen emirle, Chiricahua bölgesindeki Kızılderililerin San Carlos’a götürülmesi istendi. Temsilci John Clum istemeye istemeye bu emri Apache reisi Cochise&#8217;ye iletti. Artık Beyazlarla savaşmaktan yorulan barış yanlısı şef, kabilesi için en iyi olduğunu düşündüğünden beraberindekilerle göçe başladı.</p>
<p>Ancak kabilenin neredeyse yarısı bu zorunlu tutsaklığı kabul etmedi. Yüzlerce kişi gruplar halinde Meksika sınırını geçerek özgür yaşamı seçti. Ordunun amansız takibine rağmen sınırı geçmeye çalışanlar içinde Geronimo da vardı.</p>
<p>1877 Mart’ında Geronimo’nun yaşadığı Ojo Caliente’ye bir grup Amerikan askeri geldi. Geronimo ve diğer isyancı şef Victorio görüşmek için kasaba merkezine çağrıldı. Bundan sonrasını Geronimo, kendi yaşam öyküsünde şöyle anlatıyor: “Bize ne istediklerini söylemediler, ama dostça bir tutum içindeydiler. Toplantı istediklerini sandık ve onlarla gittik. Kasabaya girer girmez askerler çevremizi sardılar ve silahlarımızı aldılar&#8230;”</p>
<h2>Geronimo Tutuklanıyor</h2>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-5985 size-medium" title="Geronimo: Son Kızılderili isyancı" src="http://www.serenti.org/wp-content/uploads/2019/03/geronimo-312x350.jpg" alt="Geronimo: Son Kızılderili isyancı" width="312" height="350" srcset="http://www.serenti.org/wp-content/uploads/2019/03/geronimo-312x350.jpg 312w, http://www.serenti.org/wp-content/uploads/2019/03/geronimo-536x600.jpg 536w, http://www.serenti.org/wp-content/uploads/2019/03/geronimo.jpg 540w" sizes="auto, (max-width: 312px) 100vw, 312px" />Bu Geronimo’nun ilk tutuklanışıydı. Kendisini bir mahkemede savunma hakkı verilmeksizin doğrudan hapishaneye atıldı. Demir parmaklıklar arkasında 4 ay geçirdi ve tıpkı tutuklanışında olduğu gibi yine hiç bir açıklama yapılmadan salıverildi. Ancak artık dışarıda da kendisini bekleyen bir özgürlük yoktu.</p>
<p>Beyaz adam Kızılderililerin tamamına yakınını kamplara doldurmuştu. Geronimo da bir süre San Carlos’ta yaşamak zorunda kaldı. Ancak fazla dayanamadı. 1881 Eylül’ünde 70 silahlı arkadaşıyla birlikte kamptan kaçtı.</p>
<p>Sierra Madre’deki eski üsleri onları bekliyordu. Adamlarıyla birlikte 6 aylık bir hazırlık döneminden sonra yeniden savaş alanlarına döndü. Beyazlar korkuyla da olsa artık Kızılderililerin de insan olduğunu anlamışlardı. Duygularıyla oynandığında onlar da sert tepkiler verebiliyordu.</p>
<p>Amerikan birliklerinin komutanı General Crook, Geronimo’ya adamlarıyla birlikte teslim olması durumunda ömür boyu baskısız ve savaşsız bir ömür vaat etti. Geronimo adamlarını toplayana kadar generalden süre istedi. Aldığı onayın ardından 8 ay içinde, Meksika’nın öte yanındaki tüm Apacheleri topladı. 1884 Şubat’ında beraberindeki yüzlerce kadın ve çocukla birlikte sınırı geçti.</p>
<p>Apacheler yeniden zincirlerle yaşamamaya yeminliydi. Sınırın ötesinde kurulan pusulardan, göçmen birliklerinden ve ordudan kaçarak birkaç ay yaşadılar. Bölgede girişilen her türlü yağma faaliyetinin sorumlusu olarak Geronimo gösteriliyordu. Oysa o yalnızca kaçmaya ve zincirlerden uzak bir hayat sürmeye çalışıyordu. Artık 57 yaşındaydı ve savaşlardan, kaçıp kovalamalardan çok yorulmuştu. General Crook bir kez daha Meksika sınırını geçti ve Geronimo’yu aramaya başladı. Amansız bir takip yürüten General Crook Apachelerin de saygısını kazanmış ve bir de lakap almıştı: “Nantan Lupan” yani Şef Kurt. 1886 Mart’ında general ve Apache şefleri yeniden masadaydı.</p>
<p>General, şeflerden kayıtsız şartsız teslim olmalarını istedi. Geronimo hapis cezasına razıydı. Yalnızca mahpus günlerinin bitiminde rezervasyonda yaşamayacağına dair garanti istiyordu. Washington’u bu konuda ikna edebileceğine inanan General Crook, söz verdi. &#8220;Sana teslim oluyorum&#8221; dedi Geronimo; &#8220;Bana ne istersen yap. Bir zamanlar fırtına gibiydim, oysa şimdi her şey bitti&#8230;&#8221;</p>
<h2>Geronimo’nun Son Yılları</h2>
<p>Ancak bitmemişti. Onlara içki satarak para kazanan bir asker, Geronimo’nun kulağına, Meksika sınırını geçtikten sonra kendisinin ve adamlarının öldürüleceğini fısıldadı. Götürüldüğü Bowie Kalesi’ne çok kısa bir mesafe kala Geronimo, gecenin karanlığından yararlanıp adamlarıyla birlikte kaçmayı başardı.</p>
<p>Geronimo’nun firarı General Crook’un da görevden alınmasına neden oldu. Washington bu sefer, Apache bölgesine, yükselme hırsıyla her şeyi yapabilecek olan yeni bir komutanı, General Nelson Miles’ı atadı. Miles’ın ilk işi Geronimo ve adamlarının peşine düşmek oldu. Bu amaçla başlarında Yüzbaşı Henry Lawton’ın olduğu özel bir birlik oluşturdu ve sınırı geçti. Onları bulmak bu birlikteki askerlerden Charles Gatewood’a kısmet oldu.</p>
<p>Gatewood, Geronimo’dan Generale güvenmesini ve teslim olmasını istedi. Geronimo ona inandı ve son kez silahını bıraktı. Tarih 4 Eylül 1886’ydı ve artık herkes rahat bir nefes almıştı. Çünkü Sonora Valisi’nin raporuna göre, Geronimo ve adamları yalnızca son 5 ay içinde 500 ya da 600 kişiyi öldürmüştü!</p>
<p>General Miles’ın yanına götürüldüğünde aralarında şöyle bir konuşma geçti.</p>
<blockquote><p>General: Sizi devlet korumasına aldıracağım. Gönderileceğiniz topraklarda hep alıştığınız kadar çok suyu, toprağı ve yeşili bulacaksınız.</p>
<p>Geronimo: Bizimle konuşan komutanlar hep bu sözleri verdiler. Artık bana masal gibi geliyor. Doğrusu size inanmakta çok zorlanıyorum.</p>
<p>General: Ben hayatta oldukça ne yaparsan yap bir daha tutuklanmayacaksın.</p>
<p>Geronimo: Bundan sonra hep barış içinde yaşamak istiyorum ve buna söz veriyorum.</p>
<p>General: Geçmişte yaptığın her şey artık silindi, hepsi önemsiz. Bundan böyle yepyeni bir hayata başlıyorsun.</p></blockquote>
<p>Karşılıklı sözler, vaatler, yeminler ve teslimiyet. Beyazların karşısında direnen son kale düşmüştü. Apachelerin son isyancı reisi Geronimo teslim olmuştu.</p>
<p>Sonra uzun esaret yılları başladı. Geronimo 1894 yılına kadar Pickens Kalesi’nde hapis kaldıktan sonra savaş suçlusu olarak Sill Kalesi’ne gönderildi. 1903 yılında Katolikliği seçen Geronimo artık yaşlanmış, geçimini fotoğraflar ve yaptığı elişlerini satarak sağlayan bir ihtiyara dönüşmüştü. Daha sonra Omaha ve Buffalo sergilerinde ve ardından 1904 St. Louis Dünya Fuarı’nda “Vahşi Batı”nın simgesi olarak halka teşhir edildi. 1905 yılında S. M. Barrett adında bir öğretmen, ABD Başkanı Roosevelt’den kopardığı özel bir izinle Geronimo’nun hayatını onun ağzından dinledi ve kaleme aldı.  Yine aynı yıl Başkan Roosevelt’ten doğduğu topraklara geri dönmek için af istedi ama hâlâ kendisinden korkulduğu için bu isteği kabul edilmedi.</p>
<p>İsyanla, mücadeleyle dolu bir yaşamı rezervasyonda sona erdiğinde, hâlâ savaş tutsağı kabul ediliyordu. 1909 yılının karlı bir Şubat günü atından düştü. Ancak ertesi gün bulunduğunda çok kötü üşütmüş ve zatürreye yakalanmıştı. Yaşlı bedeni yalnızca altı gün dayanabildikten sonra 17 Şubat 1909’ta 79 yaşında yaşamını yitirdi.</p>
<p>Ölümünün üzerinden yıllar geçmesine karşın, Geronimo adı hep yaşadı. Kimi ona “dönek” dedi, kimi “cani”’; ancak Geronimo, Kızılderili isyanının sembol isimlerinden biri olarak tarihe geçti.</p>
<p>Geronimo’nun öyküsü hâlâ dilden dile dolaşır. Amerika’nın gerçek tarihini araştıran herkes onun adını saygıyla anar. Kaleme aldığı belgelerde hem kendi hayatını hem de de Kızılderililerin tarihini aktaran ve Geronimo ile aynı yıl ölen Dakota Siularının lideri Kızıl Bulut, onun şu sözlerini aktarır:</p>
<p><em>&#8220;Bize birçok sözler verdiler. Anımsayamayacağım kadar çok. Biri dışında hiçbirini tutmadılar. Topraklarımızı alacaklarını söylediler ve aldılar.&#8221;</em></p><p>The post <a href="http://www.serenti.org/geronimo-son-kizilderili-isyanci/">Geronimo: Son Kızılderili İsyancı</a> first appeared on <a href="http://www.serenti.org">Serenti</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.serenti.org/geronimo-son-kizilderili-isyanci/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adriyatik’in Türk Düşmanı Korsanları: Uskoklar</title>
		<link>http://www.serenti.org/adriyatikin-turk-dusmani-korsanlari-uskoklar/</link>
					<comments>http://www.serenti.org/adriyatikin-turk-dusmani-korsanlari-uskoklar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serenti]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jan 2018 23:18:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Adriyatik denizi]]></category>
		<category><![CDATA[Brazzere]]></category>
		<category><![CDATA[Habsburg]]></category>
		<category><![CDATA[korsanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı donanması]]></category>
		<category><![CDATA[Uskoklar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.serenti.org/?p=5929</guid>

					<description><![CDATA[<p>1571 yılında Venedik ve İspanya ile yapılan İnebahtı Savaşı’nın ardından Adriyatik Denizi’nde sular biraz durulmuş, resmi olarak adı konmasa da bir barış dönemi yaşanmaya başlanmıştı. Adriyatik’in doğu sahilleri halen daha Osmanlı’nın egemenliği altındaydı ama bölgedeki deniz yollarının güvenliği varılan mutabakat sonucunda Venedik donanmasına bırakılmıştı. Osmanlı açısından Adriyatik sularında deniz yolu güvenliğinin sağlanması ticari açıdan yaşamsal [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="http://www.serenti.org/adriyatikin-turk-dusmani-korsanlari-uskoklar/">Adriyatik’in Türk Düşmanı Korsanları: Uskoklar</a> first appeared on <a href="http://www.serenti.org">Serenti</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1571 yılında Venedik ve İspanya ile yapılan <strong>İnebahtı Savaşı</strong>’nın ardından <strong>Adriyatik Denizi</strong>’nde sular biraz durulmuş, resmi olarak adı konmasa da bir barış dönemi yaşanmaya başlanmıştı. Adriyatik’in doğu sahilleri halen daha Osmanlı’nın egemenliği altındaydı ama bölgedeki deniz yollarının güvenliği varılan mutabakat sonucunda Venedik donanmasına bırakılmıştı.</p>
<p>Osmanlı açısından Adriyatik sularında deniz yolu güvenliğinin sağlanması ticari açıdan yaşamsal önemdeydi. Çünkü XVI. yüzyılın hemen başlarında bu sularda boy göstermeye başlayan ve <strong>Uskoklar </strong>adı verilen korsanlar, savaşın ardından Osmanlı tüccarları için adeta kabus haline gelmişti.<span id="more-5929"></span></p>
<p>Uskok sözcüğü Hırvatça Uskočiti, yani sıçramak, öte tarafa atlamak sözcüğünden türetilmiş olarak Uskok, kaçkınlar, karşı tarafa geçenler, sığınmacılar anlamına gelir. Aslında Uskoklar’ın doğması da Osmanlı’nın fetih politikalarının bir sonucudur. Bunlar genel olarak Balkanlardaki Osmanlı fetihleri sırasında bu toprakları terk etmek ya da kaçmak zorunda kalan savaşçı Hristiyan mültecilerdi ve <strong>Habsburglar</strong> tarafından yerleştirildikleri Hırvatistan-Slovenya bölgesinde Habsburg topraklarını Türklere karşı koruyorlardı. Türklerle daha rahat savaşabilmeleri için kendilerine 1535 yılında ayrıcalıklar tanınmış, vergiden muaf tutulmuş ve kendi yöneticilerini seçme hakkı verilmişti. Karşılığında istenilen tek şey, ömür boyu birer asker olarak Türklere karşı savaşmalarıydı.</p>
<p>Uskoklar da tam olarak kendilerinden beklenileni yaptılar. Osmanlılara karşı hem karada hem de denizde faaliyet gösteren Uskoklar, XVI. yüzyıl boyunca denizde Adriyatik’te ve karada Seng bölgesinde Habsburg İmparatorluğu’nun hizmetinde Türklere karşı baskınlar yaparak Hristiyanların koruyuculuğu rolüne soyunmuş bir korsanlar topluluğu olup çıktı. Ama hedefleri yalnızca Osmanlı gemileri de değildi. Örneğin Türklerin koruması altındaki Raguza Cumhurunun ticaret gemileri de ya da arada bir Venedik gemileri de bu saldırılardan payına düşeni almaktaydı.</p>
<h2>Uskoklar&#8217;ın Senj&#8217;e Nakledilmeleri Dönüm Noktasıydı</h2>
<p>Uskoklar’ın tarihinde en önemli yıllardan biri olarak 1537 yılı kabul edilebilir. Çünkü Osmanlı Devleti’nin bu tarihte Kilis’i fethetmesi üzerine buradan kaçan halk, Habsburglar tarafından daha güvenli olan Hırvatistan’ın Senj bölgesine yerleştirilmiş ve burada korsanlık faaliyetlerine başlamışlardı. Senj bölgesi korsanlık için son derece uygun doğal koşullara sahipti. Ulaşılması son derece güç, topçu ateşine uygun olmayan dağlık bir mıntıkaydı. Büyük gemilerin demir atmasına elveren uygun olmayan koyları, su yüzeyinin üzerine kadar çıkan kayalıklarla (resif) kaplı olması nedeniyle denizden ulaşılması da son derece zordu.</p>
<p>Uskoklar işte bu bölgede <strong>Brazzere </strong>adı verilen küçükleri 6-8, daha büyükleri 12-16 kürekli ve kürek sayısının 3-4 misli tayfalarıyla kadırgalardan çok daha hızlı hareket eden tekneleriyle bir gecede 100 deniz mili yol alıyorlar ve gördükleri her yerde Osmanlı ticaret gemilerine saldırıyorlardı. Son derece hızlı,  manevra kabiliyeti yüksek ve küçük oldukları için kayalıklarının arkasına bile saklanabildiklerinden ele geçirilmeleri oldukça zordu. Bu özellikleri ile Uskoklar, Karadeniz&#8217;e çıkan ve süratli tekneleri şaykalarla İstanbul Boğazı’na kadar gelip zarar veren Kazaklara benzemektedir.</p>
<p>Osmanlı arşiv belgelerinde Uskoklar için &#8220;harbi kâfir, hırsız ve eşkıya&#8221; tabirleri kullanılırken üsleri olan Seng için de “harbi kal‘a&#8221; veya “darülharb kal&#8217;ası” ifadeleri kullanılıyordu. Piri Reis’in Kitâb-ı Bahriye&#8217;sinde ise, Seng kalesi “Sanya Kal’ası” olarak geçmektedir.</p>
<p>Uskoklar’ın Adriyatik sahillerinde saldırdıkları Osmanlı limanlarını üç ana bölgede toplamak ve bu merkezleri esas alarak incelemek konunun takibi bakımından daha isabetli olacaktır. Bunlar kuzeyden güneye doğru Kilis bölgesi, Gabele ve Nova civarıdır. Uskoklar’la ilgili ayrıntılı bir araştırma yapan Bracewell, kıyıların ve deniz ticaret yollarının Uskoklar için çok kârlı bir hedef olduğunu ve yaklaşık 1520’lerden itibaren Adriyatik&#8217;teki Osmanlı ticaretini hedef alan saldırılar düzenlediklerini belirtmektedir.</p>
<p>Adriyatik’in kıyı bölgesinde olan ve Venedik’e tabi bulunan Zadra, Şibenik, Spilıt ve Trogir’in hinterlandındaki pek çok Osmanlı köyü de bu durumdan etkilenmekteydi. Hatta 1591’de bu saldırılar sonunda Osmanlı reayası topraklarını terk etmek zorunda kalmıştı. Ayrıca Uskoklar’ın deniz kenarına yakın yerlerdeki üstünlükleri nedeniyle buralarda yaşayan ve sayısı 10.000 haneye ulaşan Osmanlı reayası Uskoklar’a haraç vermek durumunda idiler. Osmanlı idaresindeki köyler, yağmalanmaktan kurtulmak için 1576’dan beri bu vergiyi ödemek durumunda kalmışlardı. Bu haraçların toplanması hiçbir resmi yetkisi olmayan Uskok voyvodaları ile köyler arasındaki mutabakat sonucu gerçekleşmekteydi. Yine 1588’de Uskoklar’ın Neretva nehrinin ağzından Zadar sınırlarına kadar olan bölgede her haneden bir Venedik altını haraç aldıkları tespit edilmektedir.</p>
<h2>Uskok Baskısı Altında Osmanlı Limanları</h2>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-5930 size-medium" title="Uskoklar'ın Adriyatik Denizi'ndeki korsanlıkları Osmanlı'nın başını oldukça ağrıtmıştı" src="http://www.serenti.org/wp-content/uploads/2018/01/uskoklar-350x215.jpg" alt="" width="350" height="215" />Venedik devleti de Uskoklar’a karşı Osmanlı tüccarını himaye ettiği halde, daha sonraları ve özellikle Osmanlı devleti ile arasının açık olduğu zamanlarda bu tavrını değiştiriyor ve Uskoklar’a yardımcı oluyordu. Bu yüzden Uskoklar&#8217;ın Osmanlı tüccarına ve topraklarına yaptıktan saldırılar şikayet konusu oluyordu. Çünkü Seng kalesinden çıkan Uskoklar, Venedik’e ait Zadar, Şibenik ve Spilit’e uğrayıp Dalmaçya kıyılarını takip ederek güneye doğru iniyorlardı. Önemli bir ticaret iskelesine sahip olan ve deniz ticaret trafiği itibariyle dikkat çeken Osmanlı idaresindeki Makarska limanının karşısındaki Venedik&#8217;in Braç (Brast) adasına yerleşiyorlardı. Sonra da denizlerde rastladıkları tüccar gemilerine saldırarak mallarına el koyuyor, kendilerini esir ediyorlardı. Ayrıca Venedik’e ait adalara uğradıklarında ise ada halkı onların hem sığınmalarına yardımcı oluyor ve hem de yiyecek ihtiyaçlarını karşılıyordu.</p>
<p>Deniz kenarında olan Makarska iskelesi saldırılardan olumsuz etkilendiği için tüccarın gidiş-gelişi azaldığından iskele gelirleri de düşmüş, bu sebeple korunması için iç bölgelerdeki kalelerden nefer gönderilmesi ve gereken mücadeleyi yapmak için kalelerde azap ağalığı makamının yeniden faal hale getirilmesi uygun görülmüştür.</p>
<p>Osmanlı topraklarından Venedik’e giden ve bu esnada Uskoklar’ın saldırılarına uğrayarak mağdur olan Müslüman tüccarın sayısı hiç de az değildir. Gabele bölgesinden Venedik’e gitmek üzere yola çıkan tüccar, genellikle Far (Lesina) Adası&#8217;ndaki Venedik gemilerine biner ve bu yolla Venedik’e ulanır ve dönüşte de aynı yolu kullanırlardı. Ne var ki bu yolculuk sırasında Venedik kaptanlarının Uskoklar’a göz yumması veya yardım etmesi sebebiyle Müslüman tüccarın bulunduğu gemiler saldırıya uğruyordu.</p>
<p>Örneğin Ankaralı tüccardan Seyyid Abdi&#8217;nin başından geçenler bunun tipik bir örneğidir ve İstanbul- Venedik arasında sürdürülen ticaretin aşamalarını göstermesi bakımından da dikkat çekicidir. Seyyid Abdi, 1586 senesi başlarında Ankara&#8217;dan 38 yük (76 denk) sof temin edip İstanbul’a getirmiş, burada mîrî gümrüğünü inlediği gibi, Venedik bay loşuna da her yük için 160 akçe vermiş ve iki adamı ile birlikte malını Venedik’e yollamıştır. Bunlar Gabele iskelesine geldiklerinde orada da gerekli gümrüğü ödemiş ve 5 Şubat 1586’da Venedikli bir sof tüccarının gemisiyle yola çıkarken Uskoklar’ın saldırısına uğramıştır. Gabele’nin üzerinde bulunduğu Neretva nehrinin girişinde güvenliği sağlamak Venediklilerin sorumluluğunda olduğu halde, Venedikli kadırga reisi Uskoklar’la işbirliği yaptığından geminin basılmasına ve yağmalanmasına göz yummuşlar ve olayda tüccarın iki adamından biri öldürülmüş, diğeri esir edilmiştir. El konulan mallar ise, Uskoklar’la Venedikli gemi reisi arasında taksim edilmiştir. Tüccar Seyyid Abdi ısrarla hakkını aramışsa da 24 Ekim 1590 tarihli bir kayıttan anlaşıldığına göre, olayın üzerinden yaklaşık dört yıl geçtiği halde bir sonuç elde edilememiştir.</p>
<p>Saldırıların sürekli artması karşısında Osmanlı Padişahı III. Murad, Venedik Doçu Pasquale Cieogna’ya Kasım 1594’te bir mektup göndererek Uskoklar’ın Venedik’le işbirliği halinde Gabele iskelesini yağmalamaya çalıştıklarını, tüccar gelmediği için Gabele iskele gelirlerinin azaldığına dikkatini çekmiştir. Ayrıca, Osmanlı toprağına bir top menzili mesafede olan ve Neretva Boğazı karşısında bulunan Skurye Adası’nda yaptırılan kalenin derhal yıktırılmasının Osmanlı çıkarları açısından önemini vurgulamıştır.</p>
<p>Buna karşılık Venedik makamları, Osmanlıların kendi sahillerini korumak için bölgeye gemi gönderme ve oraya savunma amaçlı kale yapma eğilimlerine daima karşı çıkmıştı. Venedik’in asıl maksadı, bölgedeki ticaret merkezlerini kendi limanlarına taşımaktı. Çünkü Uskoklar Osmanlı limanlarını yağmaladıkça tüccar güvensiz bulduğu bu limanları terk ediyor, Venedik’e tâbi Spilit, Şibenik, Trogir gibi limanlara uğruyordu.</p>
<h2>Uskok Korsanlığının Sonu</h2>
<p>Uskoklar’ın Adriyatik Denizi’nde korsanlık yapmaları dışında, karadan da Osmanlı topraklarına durmaksızın akın düzenlemeleri ve Türklere zarar vermeleri başlangıçta oldukça hoş görülmekteydi. Hatta Venedik 1540 yılında Uskoklar’a “Korsanlık Ruhsatı” (Kaperbrief) vermiş ve İnebahtı Savaşı’nda Venedik donanmasıyla birlikte Osmanlılara karşı savaşmışlardı. Ancak Uskoklar’ın İnebahtı Savaşı’nın ardından başlayan barış ortamında Müslüman ya da Hristiyan ayırt etmeksizin Venedik gemilerine de saldırmaya başlaması Venedik’i de artık bu deniz korsanlarına karşı bir önlem almak zorunda bıraktı. 1590’lı yıllarda Venedikliler, Uskoklar’ın merkezleri konumunda olan Senj kalesi başta olmak üzere Triest ve Fiume’deki üslerini abluka altına aldılar ancak bu ablukalar başarısızlıkla sonuçlandı. Çünkü Uskoklar, Türklerle olan savaşı bir kutsal savaş olarak gören Papalık tarafından da desteklenmekteydi ve yaptıkları bazı yanlış işler görmezden gelinebilirdi. Venedikliler Papalığı karşılarına almaktan korktuklarından ve “Türk dostu” damgası yemekten çekindiklerinden daha fazla ileri gidemediler. Üstelik Habsburglar, Uskoklar’ın harekat alanlarını sınırlayacağına dair Venediklilere söz de vermişti.</p>
<p>Fakat her şeyin gibi sabrın da bir sınırı vardı. Habsburgların verdikleri sözleri tutmamasının yanında 1608’de Uskoklar’ın yeniden Venedik gemilerine saldırmaya başlaması, İstirya’daki Pula kasabasına saldırmaları, geniş yağma ve katliam yapmaları üzerine sahillerdeki tüm Hıristiyan yerleşimleri de Müslümanlar kadar kendilerini tehlikede görmeye başlayınca Venedik bu sorunu kökünden çözmeye karar verdi. 1615 Kasım ayında Venedik ve Habsburg-Uskok arasında başlayan savaş Uskok Savaşı tam 3 yıl sürdü. 24 Temmuz 1617 tarihinde yapılan barış anlaşması sonucunda Uskokların bütün gemileri imha edildi. Uskoklar da Senj bölgesinden alınarak sahilden yaklaşık 50 km. içerideki Karlstadt ve Kulpa bölgelerine nakledilerek tarih sahnesinden silindi.</p><p>The post <a href="http://www.serenti.org/adriyatikin-turk-dusmani-korsanlari-uskoklar/">Adriyatik’in Türk Düşmanı Korsanları: Uskoklar</a> first appeared on <a href="http://www.serenti.org">Serenti</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.serenti.org/adriyatikin-turk-dusmani-korsanlari-uskoklar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Misak-ı Milli Kararları ve Önemi</title>
		<link>http://www.serenti.org/misak-i-milli-kararlari-ve-onemi/</link>
					<comments>http://www.serenti.org/misak-i-milli-kararlari-ve-onemi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Savaş Yücel Sipahioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Jan 2018 21:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cumhuriyet Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Elviye-i Selase]]></category>
		<category><![CDATA[Felah-ı Vatan]]></category>
		<category><![CDATA[Meclisi Mebusan]]></category>
		<category><![CDATA[Misak-ı Milli]]></category>
		<category><![CDATA[Ulusal Ant]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.serenti.org/?p=5919</guid>

					<description><![CDATA[<p>Misak-ı Milli, (Ulusal Ant), son Osmanlı Meclisi’nin 28 Ocak 1920 tarihinde son biçimini verip imzaya açtığı, 17 Şubat 1920 günü oylayarak kabul ettiği, temeli Erzurum ve Sivas Kongrelerince benimsenen ilkelere dayalı Türk ulusunun birliği ile yurdunun bütünlüğünü ve gelecekteki güvenliği ile gelişmesini amaçlayan karardır. 16-29 Kasım 1919 tarihleri arasında, Sivas’ta Mustafa Kemal, bazı komutanlar, Heyet-i [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="http://www.serenti.org/misak-i-milli-kararlari-ve-onemi/">Misak-ı Milli Kararları ve Önemi</a> first appeared on <a href="http://www.serenti.org">Serenti</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Misak-ı Milli</strong>, (Ulusal Ant), son Osmanlı Meclisi’nin 28 Ocak 1920 tarihinde son biçimini verip imzaya açtığı, 17 Şubat 1920 günü oylayarak kabul ettiği, temeli Erzurum ve Sivas Kongrelerince benimsenen ilkelere dayalı Türk ulusunun birliği ile yurdunun bütünlüğünü ve gelecekteki güvenliği ile gelişmesini amaçlayan karardır.</p>
<p>16-29 Kasım 1919 tarihleri arasında, Sivas’ta Mustafa Kemal, bazı komutanlar, Heyet-i Temsiliye üyeleri ve diğer bazı önemli kişilerin katılımıyla önemli bir toplantı gerçekleşmiştir. Toplantının amacı Meclisin nerede açılacağı ve gündem maddelerini tespit etmekti. Mustafa Kemal, işgal güçlerinin denetimim altındaki İstanbul’da Meclis’in sağlıklı çalışamayacağını düşünüyor ve başka bir ilde toplanmasını istiyordu. Fakat toplantı sonunda Mustafa Kemal’e rağmen 28 Aralık 1918’de kapatılan, genel seçimler sonucu yeniden oluşan Meclis-i Mebusan’ın bir kez daha İstanbul’da toplanması kararlaştırıldı. Yine de Meclis’in tam bir güven içinde çalıştığı anlaşılıncaya kadar Heyet-i Temsiliye’nin göreve devam etmesi, Paris Barış Konferansı’ndan olumsuz bir karar çıkması, Hükümet ve Meclisi Mebusan’ın da bunu onaylaması durumunda milli iradeye başvurulması kabul edildi.<span id="more-5919"></span></p>
<p>Mustafa Kemal 1920 yılı Ocak ayının ilk günlerinde Ankara’da bulunan milletvekilleri ile gruplar halinde ya da tek tek görüşmeye başladı. Bu görüşmelerde Erzurum ve Sivas Kongreleri kararları yeniden gözden geçirildiği gibi, Türk ulusunun emel ve hedeflerinin de kısa bir programa temel oluşturacak biçimde ve toplu bir tarzda ifade edilmesi gereği üzerinde duruldu. Böylece Misak-ı Milli metninin taslağı Mustafa Kemal tarafından hazırlandı. Ayrıca Mustafa Kemal, İstanbul’a gidecek mebusların Meclis-i Mebusan’da “<strong>Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu</strong>” adıyla bir grup kurmalarını, kendisinin Meclis başkanlığına seçilmesi için girişimlerde bulunmalarını istemişti.</p>
<p>Meclis-i Mebusan 12 Ocak 1920’de İstanbul’da Fındıklı Sarayı’nda toplandı. Ne var ki Meclis başkanlığına Mustafa Kemal yerine İstanbul mebusu Reşat Hikmet Bey seçildiği gibi Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu yerine “<strong>Felah-ı Vatan</strong>” adındaki grup kurulmuştu.</p>
<p>Yine de Meclis’i Mebusan’ın 22 Ocak 1920 tarihli gizli oturumunda, Mustafa Kemal tarafından hazırlanan 8 maddelik Misak-ı Milli taslağı Trabzon Milletvekili Hüsrev Sami (Gerede) tarafından okundu. Fakat maddelerin tümü üzerinde uzlaşma sağlanamadığı için tartışmalar çıkmış ve bir komisyonda maddelerin yeniden ele alınması karara bağlanmıştı.  Bundan sonra Misak-ı Milli üzerindeki tartışmalar genellikle gizli oturumlarda yapılmış ve dışarıya bilgi sızdırılmasına özen gösterilmişti. Sonunda 28 Ocak 1920’de Misak-ı Milli’nin son şeklini aldı ve 17 Şubat 1920 günü oylanarak kabul edildi. Toplam altı maddeden oluşan <strong>Misak-Milli kararları</strong> şunlardır:</p>
<h2>Misak-ı Milli Kararları</h2>
<p><strong>Madde1:</strong>  Osmanlı Devleti’nin, özellikle Arap çoğunluğunun yerleşmiş olduğu, 30 Ekim 1918 günkü Silah Bırakışımı [Mondros Mütarekesi] imzalandığı sırada, düşman ordularının işgali altında kalan kesimlerinin [o sırada Hatay ve Musul bölgesi Türk egemenliği altında idi] geleceğinin, halklarının serbestçe açıklayacakları oy uyarınca belirlenmesi gerekir. Söz konusu silah bırakışımı dahilinde, din, soy ve amaç birliği bakımından birbirine bağlı olan, karşılıklı saygı ve özveri duygulan besleyen soy ve toplum ilişkileri ile çevrelerinin koşullarına saygılı Osmanlı İslam çoğunluğunun yerleşmiş bulunduğu kesimlerin tümü, ister bir eylem, ister bir hükümle olsun hiç bir nedenle, birbirinden ayrılamayacak bir bütündür.</p>
<p><strong>Madde 2:</strong> Halkı özgürlüğe kavuşunca, oylarıyla anavatana katılmış olan üç il [<strong>Elviye-i Selase</strong> yani Kars, Ardahan ve Batum] için gerekirse yeniden halkın serbest oyuna başvurulmasını kabul ederiz.</p>
<p><strong>Madde 3:</strong> Türkiye ile yapılacak barışa kadar ertelenen Batı Trakya&#8217;nın hukuksal konumunun belirlenmesi de, halkının özgürce yapacağı oylamaya göre olmalıdır.</p>
<p><strong>Madde 4:</strong> İslam Halifeliğinin ve Yüce Saltanatın merkezi ve Osmanlı Hükümetinin başkenti olan İstanbul kenti ile Marmara Denizi’nin güvenliği her türlü tehlikeden uzak tutulmalıdır. Bu ilke saklı kalmak koşulu ile Akdeniz ve Karadeniz Boğazlarının dünya ticaret ve ulaşımına açılması konusunda, bizimle birlikte öteki tüm devletlerin oybirliği ile verecekleri karar geçerlidir.</p>
<p><strong>Madde 5:</strong> Müttefik Devletler ile düşmanları ve onların kimi ortakları arasında yapılan antlaşmalardaki ilkeler çerçevesinde, azınlıkların hakları, komşu ülkelerdeki Müslüman halkların da özdeş haklardan yararlanması umudu ile, bizce de benimsenip güvence altına alınacaktır.</p>
<p><strong>Madde 6:</strong> Ulusal ve ekonomik gelişmemize olanak bulunması ve daha çağdaş biçimde, düzenli bir yönetimle işlerin yürütülmesini başarmak için, her devlet gibi, bizim de gelişmemiz koşullarının sağlanmasında, bütünüyle bağımsızlığa ve özgürlüğe kavuşmamız ana ilkesi varlık ve geleceğimizin temelidir. Bu nedenle siyasal, yargısal, parasal vb. alanlarda gelişmemizi önleyici sınırlamalara karşıyız. Saptanacak borçlarımızın ödenmesi koşulları da bu ilkelere aykırı olmayacaktır.</p>
<p>17 Şubat 1920’de Meclis-i Mebusan’ca kabul ve ilan edilen Misak-ı Milli’nin içeriği ile M. Kemal’in Rauf Bey’e (Orbay) gönderdiği metin arasındaki bazı farklılıklar bulunmaktadır:</p>
<ul>
<li>Ankara metninde dünya barışını korumak amacıyla kurulan Milletler Cemiyeti’ni (Cemiyet-i Akvam) destekleyen bir hüküm yazılmasına karşın İstanbul’da kesinleşen metinde bu kuruluştan hiç söz edilmemektedir,</li>
<li>Ankara metninde Mondros Mütarekesi ile belirlenen sınırlar içinde yaşayan İslam çoğunluğunun “ayrılık kabul etmez bir bütün” olduğu vurgulanırken, İstanbul’da bölünmezlik daha da genişle “mütareke çizgisinin içinde ve dışında” yaşayan “Osmanlı İslam” toplumu için öngörülmüştür,</li>
<li>Ankara metninde Osmanlı memleketleri içinde Müslüman topluluklar için “özkardeş” deyimi kullanıldığı halde İstanbul metninde buna yer verilmemiştir.</li>
</ul>
<p>Misak-ı Milli, Ankara’da TBMM’nin açılışından sonra da çeşitli çeşitli çevrelerden gelen bazı engellerle karşılaşması üzerine, TBMM’nin 18 Temmuz 1920 günkü oturumunda metin bir kez daha ele alınmış ve pekiştirilmesi için bağlılık yemini edilmesi gerekli görülmüştür.</p>
<h2>Misak-ı Milli’nin Önemi ve Sonuçları</h2>
<p>Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kuruluş belgelerinden biri olarak olarak kabul edilebilecek Misak-ı Milli kararları her şeyden önce bir meclis kararıdır ve dolayısıyla Türk ulusunun kararı anlamına gelmektedir. Türk ulusu Misak-ı Milli ile tam bağımsızlık bilincini kazanmış bir ulus olarak sahip olmaları gereken hakları istemişlerdir. Misak-ı Milli kabul edilmemiş olsaydı, Milli Mücadele’nin siyasi programı ulusun temsilcileri tarafından resmen kabul edilmemiş olacaktı. Oysa Misak-ı Milli, Erzurum ve Sivas Kongresi’nde alınan kararlarının Osmanlı Mebusan Meclisi’nce kabul edildiği anlamına geliyor ve Anadolu hareketini başarıya bir adım daha yaklaştırıyordu.</p>
<p>Meclis tarafından alınan bir karar olması nedeni ile Misak-ı Milli’nin demokratik olmak gibi bir yönü de vardır ve bu yönü ile ileriki yıllarda özellikle Avrupa devletleri ile olan ilişkilerimizde temel ilke olarak istifade edilmiştir. Atatürk dönemi Türk dış politikasına da Misak-ı Milli kararları yön verecektir.</p>
<p>Alınan kararlar Osmanlı Devleti’nin artık dağıldığını, yeni bir devletin kurulacağını, yapılan çalışmaların bunun hazırlıkları olduğunu belli etmekteydi. Bir devletin ve ulusun varlığının ve varlığını sürdürebilmesinin en temel koşulu bir toprak parçasına sahip olmasıdır. Misak-ı Milli de işte kurulacak yeni vatanın sınırlarını belirlemektedir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-5920 size-large" title="Misak-ı Milli sınırlarını gösteren harita" src="http://www.serenti.org/wp-content/uploads/2018/01/misaki-milli-sinirlari-600x394.jpg" alt="" width="600" height="394" /></p>
<p>Kurulacak yeni devletin sınırları da <strong>Misak-ı Milli sınırları</strong> ile çok açık biçimde çizilmişti. Öyle ki; Doğu&#8217;da Kars, Ardahan ve Batum&#8217;dan oluşan üç sancak yeni devletin sınırları içine dahil edilmektedir. Güney sınırımızın İskenderun&#8217;un güneyinden başlayarak, Halep&#8217;le Katıma arasında Cerablus Köprüsü’ne uzanan bir hat olduğu, buradan doğuya doğru devam ederek Musul Vilâyeti, Süleymaniye ve Kerkük yörelerini birbirine bağlayan hattın da ülkemizin sınırları içinde yer aldığı ifade edilmektedir. Batı sınırımız ise Batı Trakya bölgesini kapsamaktadır.</p>
<p>30 Ekim 1918 tarihli ateşkesin yapıldığı sırada sınırlarımızın içinde kalan Osmanlı İslam çoğunluğunun oturduğu yerlerin tamamının, gerçekten veya hükme bağlı olarak hiçbir sebeple ayrım kabul etmez bir bütün olduğunun bir ilke olarak belirmesi yaşamsal değerdedir. Ulusal sınırlar içinde vatanın bölünmez bir bütün olduğu ilk defa Erzurum Kongresi’nde belirtilmiş ve Sivas Kongresi’nde yeniden onaylanmıştı. Misak-ı Milli kararları ile vatanın bölünmez bütünlüğü Mebuslar Meclisi’nce de kabul edilerek, belirlenen sınırlar içindeki topraklan işgal eden devletlerle mücadele edileceği ortaya konulmuştur. Erzurum ve Sivas Kongrelerine dayanarak, Türk devletinin ulusal sınırları belirlenmiştir. Kars, Ardahan, Batum’da tekrar halkoyuna başvurulabilmesi, Batı Trakya’nın hukuksal durumunun oturanların özgür oylarına göre gerçekleşeceği, bu bölgede Türk nüfusun çoğunluğuna güvenildiğinin bir kanıtıdır.</p>
<p>İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olan İstanbul’un güvenliği sağlanmaya çalışılmış ve Boğazların, Türklerin denetiminde olması gerektiği açıklanmıştır. Azınlık haklarında karşılıklılığın esas alınmasının bir ilke olarak ortaya konmuştur. Devletlerin ve ulusların eşitliğini Türkiye’deki azınlıklara verilebilecek hakların ölçüsünü belirtmiştir.</p>
<p>Yine Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa devletlerine vermiş olduğu siyasi, adli, mali imtiyazlara (kapitülasyonlara) ilk kez karşı çıkılmıştır. Türkiye’nin gelişmesi ve güçlenmesini engelleyen etkenler ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır.</p>
<p>Misak-ı Milli’nin ilanı, İstanbul’un resmen işgaline neden olmuş, bu gelişme de Mustafa Kemal Paşa’ya Milli Mücadele’yi Padişah adına yürüttüğünü söyleme olanağı vermiş, ayrıca bu durum 19 Mayıs 1920’de yayınlanan bir genelge ile milletin yeniden seçeceği temsilcilerle, Meclis-i Mebusan’dan katılabilenlerle oluşan olağanüstü yetkili meclisin toplanmasına yol açmıştır</p><p>The post <a href="http://www.serenti.org/misak-i-milli-kararlari-ve-onemi/">Misak-ı Milli Kararları ve Önemi</a> first appeared on <a href="http://www.serenti.org">Serenti</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.serenti.org/misak-i-milli-kararlari-ve-onemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>7</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
