Dandanakan Savaşı’nın Nedenleri ve Sonuçları

1040 yılında Selçuklular ve Gazneliler arasında gerçekleşen Dandanakan Savaşı ya da Dandanakan Muharebesi Türk tarihi açısından tıpkı İstanbul’un fethi ya da Malazgirt Meydan Muharebesi gibi büyük önem taşır. Orta çağın seyrini değiştiren, Büyük Selçuklu Devleti‘nin kurulmasını sağlayan bu savaşın ardından bin yıl boyunca kapalı kıtalarda dolaşan Türkler, Dandanakan Savaşı’nın ardından bir hamlede açık denizlere inmişler, bu savaş Osmanlı İmparatorluğu’nun kurulmasının uzak nedenlerini hazırlamıştı. Hatta denilebilir ki, Haçlı Seferlerinin başlamasının temelleri bile Dandanakan Savaşı sırasında atılmıştır.

Dandanakan Savaşı’nın nedenlerini ve sonuçlarını anlayabilmek için savaşa giden ve Büyük Selçuklu Devleti’nin kurulmasıyla sonuçlanan sürecin anlaşılması gerekir.

Dukak’ın oğlu Selçuk Bey’in, Cend bölgesini kendi boyu için yurt tuttuktan sonra şöhreti etrafa yayılmış ve özellikle Karahanlı-Samani savaşlarında yardımı aranan bir kişi olmuştu. Nitekim onun kurmuş olduğu göçebe beylik, Samanlılar tarafından tanınmıştı. Samaniler’in askeri yardım isteği üzerine oğlu Arslan komutasında gönderdiği kuvvetlerin Karahanlılar’ı mağlup etmesi üzerine Samanlılar Buhara ile Semerkant arasında ve Karahanlı sınırında bulunan Nur kasabasını Selçuklulara yurtluk olarak verdiler.

999 yılında Samaniler ortadan kalktıktan sonra Selçuklular, Karahanlılar karşısında yalnız kaldılar. Buna rağmen Selçuk Bey’in idari ve siyasi yeteneği sayesinde varlıklarını bölgede kabul ettirdiler. Cend kentinde yeni bir Türk-İslam devletinin temellerini atan Selçuk Bey, 1009 yılında yüz yaşları civarında öldü ve Cend kentine gömüldü.

Selçuk Bey’den sonra ailenin reisliğine Yabgu unvanı ile oğlu Arslan Bey getirildi. Bu sıralarda 17-20 yaşları civarında oldukları tahmin edilen Selçuk Bey’in kardeşi Mikail’in oğulları Çağrı ve Tuğrul ise, kendilerine bağlı Türkmenlerin başında birer bey idiler. Selçukluların giderek güçlenmesi ve Arslan Yabgu’nun bölgedeki nüfuzunu giderek artırması Gazneliler’in dikkatinden kaçmamıştı. Sultan Mahmut, Türkistan ve Balhan dağları bölgesinde on binlerce süvariye sahip Arslan Yabgu’nun hükümdarlık peşinde koşabileceğini de düşünerek onu, kurnazlık ve hile ile Semerkant’a davet etti. Semerkant’a gelen Arslan Yabgu’yu yakalayan Sultan Mahmut, onu Hindistan’daki Kalincar kalesinde hapsetti. Aslan Yabgu yedi yıl süren bu esaret sonunda 1032 yılında yaşamını yitirdi.

Selçuklular’ın Horasan’a Zorunlu Göçü

Türkistan’da siyasi dengenin bozulması, bölge hükümdarlarının öteden beri dikkatini çekmekteydi. Nitekim hem bozulan dengeyi sağlamak ve hem de yıkılan Samanilerin mirasını paylaşmak isteyen Karahanlılar, Gazneliler ve diğer Türk beylerin arasında uzun yıllar süren savaşlar Selçukluları da oldukça zor durumda bırakmıştı. Tuğrul ve Çağrı Beyler bu süre boyunca hem farklı birçok düşmanla savaştı hem de boylarını oradan oraya güvenli yer bulmak amacıyla taşıdı. Oğuzların Baranlı (Koyunlu) boyundan Cend hakimi Ebu’l-Fevâris Şahmelik b. Ali’nin Selçuklulara eskiden beri duyduğu kin dolayısıyla, 1034 Kasım ayında ani bir baskın yaparak 7-8 bin kişiyi öldürmesiyle çaresiz bir durumda kalan Selçuklular, babasının ölümüyle Gazne tahtına oturan Sultan Mesud’dan izin dahi almadan Horasan’a göçmek zorunda kaldılar. Yanlarındaki Türkmenler ile Ceyhun Irmağı’nı geçerek Mayıs 1035’de Gazne ülkesine girdiler. Merv ve Nesa’ya doğru ilerledikçe, buralardaki başsız kalan Türkmenler de Selçuklular’a katılmaktaydılar.

Selçuklu liderleri Nesa’ya vardıklarında, Gazneliler’in Horasan valisine bir mektup yazarak, Sultan Mesud’un kendilerine yerleşecek bir yurt vermesi konusunda yardımcı olmasını istediler. Ne var ki Arslan Yabgu’ya bağlı dört bin çadırlık Türkmenler ile daha önce epey uğraştığından, Sultan Mesud Selçuklular’ın Horasan’a yerleşmeleri durumunda,  kendisi için ne büyük tehlike yaratacağının farkındaydı.

Böylece Sultan Mesud, ülkesi içinde onlara yer vermediği gibi, onları sınırlarını izinsiz olarak ihlal etmekle suçladı ve üzerlerine büyük bir ordu gönderdi. Tuğrul ve Çağrı Beyler, Sultan Mesud’un gönderdiği bu orduyu, Nesa kenti yakınlarında pusuya düşürerek 29 Haziran 1035’de ağır bir yenilgiye uğrattılar. Bu galibiyet Selçuklular’a büyük güven vermekle kalmamış, Gazneliler’i antlaşma yapmaya zorlamıştı. Yapılan uzun görüşmelerin ardından Dihistan’a Çağrı, Nesa’ya Tuğrul ve Ferave’ye Musa Yabgu, Gazne devletinin birer valisi (Dihkan) olarak tayin edildiler (29 Ağustos 1035). Gazne sultanı, kendi âdetlerine göre bu beylere makamları da göz önüne alınarak börk (iki dilimli külah), sancak, hilat, Oğuz âdetlerine göre de at, eyer takımı ve altın kemer gönderdi. Yenilgiden sonra Sultan Mesud’un böyle bir anlaşma yapması, Selçukluları siyasi bir birlik olarak tanıması demekti.

Fakat artık “zarlar atılmıştı. Sürekli katılımlar ile çoğalan Selçuklular, Gazneliler tarafından kendilerine verilen bölgelere sığmamaya başladılar. Bunun sonucunda da bu sınırların dışına taşarak Fera, Cuzcan ve Serahs’a akınlara başladılar. Ayrıca Sultan Mesud’a başvurarak Merv, Serahs ve Baverd’in de kendilerine verilmesini, buna karşılık, kendilerinin Gazne devletinin maaşlı askeri olmayı, Horasan’da güvenliği sağlamayı ve verilecek her görevi yapmayı kabul edeceklerini teklif ettiler.

Teklifi kabul etmeyen Sultan Mesud, Türkmenleri Horasan’dan çıkarmak amacıyla büyük bir ordu topladı. Ancak babası gibi dirayetli ve ileriyi gören bir komutan olmayan Sultan Mesud, ordunun başına geçmek yerine Hâcib Subaşı’yı bu ordunun başına getirerek kendisi Hindistan seferine çıktı. 1038 yılı Ağustos ayında Serahs kenti yakınlarında yapılan muharebeyi, Çağrı Bey’in büyük gayretleri sonucunda bir kez daha Selçuklular kazandılar. Gazneliler’e karşı kazanılan bu ikinci savaştan sonra Selçuklular, bütün Horasan’ı kendi egemenliklerine alıp yeni bir devlet kurma yoluna gittiler.

Yapılan kurultayda, eski Türk devlet geleneği uyarınca, ülkeyi kendi aralarında bölüştüler. Buna göre; Tuğrul Bey Horasan’ın başşehri Nişabur’u, Çağrı Bey Merv’i, Musa Yabgu ise Serahs’ı aldı. Selçuklu liderlerinin aralarında yaptıkları bu paylaşmaya göre, Tuğrul Bey’in kurulmakta olan Selçuklu Devleti’nin başına geçtiği ve ailenin bunu onayladığı anlaşılmaktadır. Nitekim Tuğrul Bey’in (ana bir baba ayrı) üvey kardeşi İbrahim Yınal, Gazne ordusu tarafından boşaltılmış olan Nişabur’u teslim almak için öncü kuvvet olarak gönderildi. Nişabur’a gelen İbrahim Yınal, Tuğrul Bey’in adaletli ve iyi bir yönetici olduğunu halka anlattıktan sonra onun adına “es-Sultanü’l-Muazzam” unvanı ile hutbe okuttu. Merv kentinde ise hutbe “Melikü’l- Mülûk – Melikler Meliki” unvanı ile Çağrı Bey adına okutuldu.

Sultan Mesud Nihayet Tehlikenin Büyüklüğünü Anlıyor

Dandanakan haritasıTuğrul Bey’in “sultan” unvanıyla adına hutbe okutması gerçekten çok önemli bir gelişmeydi. Çünkü o tarihe kadar “sultan” unvanını Gazneli Mahmut ve 2 oğlundan başka hiçbir Müslüman hükümdarı kullanmaya cesaret edememişti. Nişabur’un fethiyle hemen bütün Horasan Selçuklular’ın eline düşmüş, üstelik “sultan” unvanını takınan Tuğrul Bey Gazneliler’i hiçe saydığını gösterip, kendini resmen imparator ilan etmişti. Sultan Mesut’un aklı geç de olsa başına gelmişti. Artık iki sultanın Türk ve İslam dünyasının yazgısını belirlemek için kesin bir savaşa girmesi kaçınılmazdı.

Hindistan seferini yarım bırakan Sultan Mesud, 70.000 süvari ve 30.000 piyade ve yaklaşık 60 filden oluşan ordusuyla Horasan’a geldi. Gazne sultanının üzerine yürümesi karşısında, Tuğrul Bey’den izinsiz olarak muharebeye giren Çağrı Bey, 7 Nisan 1039’da Ulya Abad mevkiinde yapılan savaşı kaybetti.

Bu yenilgi üzerine Tuğrul Bey Nişabur’dan, Musa Yabgu Merv’den Serahs’a geldiler. Aralarında yaptıkları toplantıda iki görüş ortaya çıktı. Durum Selçuklular açısından tam anlamıyla vahimdi. Toplanan savaş kurultayında Tuğrul Bey bile, böylesine büyük bir orduya karşı muharebeyi kabul edip Oğuzların geleceğini tehlikeye atmaktansa, zorlu bir yürüyüşle Horasan’ın boşaltılmasını ve Kuzey İran’dan geçilerek Azerbaycan’a, Anadolu sınırına gidilmesini, Bizans’a karşı cihat yapılmasını, Gazneliler’in üslerinden bu derece uzak bir ülkede Oğuzları takip edemeyeceklerini söyledi. Çağrı Bey bu fikre şiddetle karşı koydu; atılmış olan imparatorluğun temellerinin bozulamayacağını, yapılacak meydan muharebesi ile Gazneliler’in büyüklüğünün altüst olacağını ve başka ülkelerde tutunmanın zor olacağını ileri sürdü. Sonunda tartışma, Çağrı Bey’in fikrinin kabulü ve ne pahasına olursa olsun Gazneli ordusunun ezilmesi gerektiği kararı ile kapandı.

Üç liderin emrinde yirmi bin kadar atlı mevcuttu. Bunlarla Gazne ordusunu Talhab’da karşıladılar. Günlerce süren çetin muharebelerden sonra Selçuklu ordusu bir kez daha çekilmek ve gerilla savaşı başlatmak zorunda kaldılar. Bölgedeki bir çayın yatağını değiştirip, Gazneliler’i susuz bıraktılar. Bundan sonra gündüz ve gece baskınları yaparak onları yıprattılar Bu çeşit savaşa alışmamış olan Gazneli ordusu zarar gördü. Selçuklular, Sultan Mesut’tan barış isteyince, Gazneli hükümdarı bu teklifi memnuniyetle kabul etti. Sultan Mesud da bir an önce ne şekilde olursa olsun bu asi Oğuzlarla işi bitirip Hindistan’a dönmek, bu küçük sorun ile daha fazla uğraşmamak istiyordu. Anlaşmaya göre Selçuklular Nişabur, Serahs ve Merv kentlerini boşaltacak; Sultan Mesud ise ordusuyla Herat’a geri dönecekti.

Aslında bu antlaşma her iki taraf için de bir oyalamadan başka bir şey değildi. Çünkü her iki ordu da büyük bir savaşa hazırlanıyorlardı. Fakat gün geçtikçe kensilerine katılanların sayısının artmasından dolayı zaman Selçuklular lehine işliyordu. Büyük bir imparatorluk peşinde olan Oğuzlar, Sultan’ın ordusu Herat’a dönerken, antlaşma şartları uyarınca geri verecekleri üç kenti tahliye etmedikleri gibi yeniden Gazneli topraklarına akınlara başlamışlardı bile. Bu duruma müthiş sinirlenen Sultan Mesud Selçukluları kesin olarak imha edip tekrar çöle sürmeden Gazne’ye dönmemeye, Hindistan’a gitmemeye karar verdi.

Kısacası Dankanakan Savaşı’nın nedenleri üç maddede özetlenebilirdi:

  • Selçukluların yapılan antlaşmaya uymayarak Nişabur, Serahs ve Merv’i tahliye etmemeleri,
  • Selçuklu nüfusunun giderek artması sonucu kendilerine yeni yurtlar kazanmak için Gazneli kentlerine saldırılarını sürdürmeleri,
  • Sultan Mesud’un giderek güçlenen ve kendi tahtı için tehlike oluşturmaya başlayan Selçukluları Horasan bölgesinden kesin olarak çıkarmak istemesi.

Yazı Herat’ta geçiren Sultan Mesud bir kez daha devasa ordusuyla Herat kentinden harekete geçti. Tuğrul’da Nişabur’da büyük bir ordu hazırladı. Sultan Mesud’un planı, Nişabur’u her taraftan kuşatıp, Tuğrul’u esir etmekti. Aynı zamanda diğer komutanların Tuğrul’a yardımını kesmekti. Tuğrul Bey bu planı anlayınca Nişabur’u terk etti ve kent yeniden Gaznelilerin eline geçti. Sultan Mesud gerektiği zaman çöllere çekilen Selçukluları takip edebilmek için oldukça hafif ve ağırlıksız bir ordu kurup Selçukluları Baverd ve Nesa’ya kadar takip etti. Fakat Selçuklular bir meydan savaşına girmiyor, daha çok Gazneli ordusunu yıpratıcı saldırılar yapıyor ve ardından çöle çekiliyordu. Bu durumda onları takip edemeyeceğini gören Sultan Mesud, kışı geçirmek üzere Ocak ayında Nişabur’a geri dönmek zorunda kaldı.

Ama Nişabur’da da büyük bir kıtlık vardı. Horasan ve civarındaki köy nüfusunun büyük bölümü açlık, soğuk ve salgın hastalıklar nedeniyle ölmüştü. Gazneli askerler ve saray gulamları büyük sıkıntı içerisindeydi. Ordunun “ekmeği ve eti yoktu, atların ot ve arpası tükenmişti.” Gerçi iaşe ve yem sıkıntısından dolayı Selçuklular’ın durumu da iyi değildi ancak yoksulluğa ve ağır çöl koşullarına alışık olduklarından bu tür zorluklara karşı Gaznelilerden daha dayanıklıydılar.

Nişabur’a çekilen Sultan Mesud, Selçukluların peşini bırakmamaya kararlıydı. 1040 yılının baharında Tus ve Serahs’a doğru yeniden harekete geçti. Sultan Mesud’un bu kararlılığı karşısında endişeye düşen Selçuklular, takip edecekleri stratejiyi belirlemek için bir kez daha bir kurultay topladılar. Burada Tuğrul Bey’in yine batıya çekilme fikrine karşı Çağrı Bey’in, Sultan Mesud ile yeniden bir muharebeye girme teklifi kabul gördü. Savaşmaya karar veren Selçuklular ağırlıklarını 2000 atlı ile geri göndererek 16.000 atlı ile ilerlemeye başladılar. Bununla birlikte zafer umudu fazla değildi ve kuvvetler arasındaki dengesizlik çok açıktı.

Borü Tekin ile Yınallar’ın komutasındaki öncü Selçuklu birlikleri ile Gazne ordusu arasındaki ilk ciddi çatışma 21 Mayıs 1040’da gerçekleşti. Gazneliler bu öncü saldırıları püskürtmeyi başarsa da durumlarının pek iyi olduğu söylenemezdi. Zira Selçuklular’ın Gazne ordusunun yolu üzerindeki tüm su kuyularını kullanılmaz hale getirmesinden dolayı susuzluk had safhadaydı. Bu durum Sultan Mesud’un bir kere daha yanlış karar vermesine neden oldu. Komutanların Herat’a geri çekilmeyi önermesine karşın Sultan Mesud 22 Mayıs günü ordusuna savaş düzeni aldırıp Merv kentine ilerlemeye başladı. Ama Gazne ordusunun peşini bırakmayan Selçukluların durmaksızın süren gerilla saldırıları ve tüm su kuyuların kullanılmaz hale getirilmesi durumu daha kötü bir duruma sokmuştu. Özellikle çöl sıcağında susuz kalan, binek bulamayan askerler ve saray gulamlar artık seslerini yükseltmeye, kendi aralarında kavgaya başlamıştı. Gazne ordusu savaşa savaşa Dandanakan kalesine ulaştığında askerlerin susuzluğu iyice artmıştı.

Dandanakan nerede ya da Dandanakan Savaşı nerede oldu sorusunu soracak için kısa bir parantez açalım. Dankanakan günümüzde Türkmenistan’ın Merv bölgesi içerisindeki çölde kalan, Serahs-Merv yolu üzerinde Taş Rabat olarak adlandırılan bir yerdir.  Vaktiyle küçük bir belde olan ve duvarlarla çevrili tek kapılı bir kalesi bulunan belde bugün çölüm kumları altındadır.

İsyan Eden Gulamlar, Dandanakan Savaşı’nın Yazgısını Belirliyor

Fakat Dandanakan kalesine vardıklarında kale halkı kapıları onlara açmayı reddetti. Askerlere su verebileceklerini ama hayvanlar için yeterli su olmadığını söylediler. Sultan Mesud ordusunun 5 fersah uzaktaki bir su birikintisine gitmesini emretti. Gazne ordusu hareket edince ordunun düzeni bozuldu ve tam sırada Sultan Mesud’un “Hassa Ordusu”ndan 370 kadar gulam Selçukluların tarafına geçerek Gazne ordusuna karşı şiddetli saldırıya geçtiler. Gazne ordusunda aylardan bu yana süren disiplinsizlik ve itaatsizlik savaş meydanında bir ihanetle birleşince, bu durum zaten bitkin, moralsiz ve disiplini kalmamış olan Gazneli ordusunun genelinde bir çözülmeye neden oldu. Gazneli ordusundaki saray gulamlarının komutanı Beydoğdu ve gulamlar develere binmiş oldukları halde çöle doğru, Hintliler ise başka bir tarafa kaçıyorlardı. Kürt ve Arap askerlerini ise hiç kimse göremiyordu.

Ortada yalnızca Sultan Mesud ve kendisine hâlâ sadık olan çok az asker kalmıştı. Sultan Mesud bir müddet daha savaşmayı sürdürse de, sadık askerlerinin kendisini esir düşmemesi için uyarması üzerine kardeşi ve oğlu birlikte 100 kadar adamı ile birlikte Merv Ovasında bulunan Berkdiz kalesine kaçtı. Selçuklu sipahileri kalan düşmanı bir cep içine alarak mahvetti. Bir kısmı kılıçtan geçirildi, birçoğu da esir edildi. Gazne ordusu 23 Mayıs 1040 tarihindeki Dandanakan Savaşı’nda çekiç vurulup bir anda parçalanan bir küpe benzemişti. Savaş üç gündür sürüyordu ama Selçuklu ordusunun son darbesi hem hızlı hem de kesin olmuştu.

Dandanakan Savaşı’nın son perdesi gerçekten de hiç beklenilmediği bir biçimde başlamış ve sonuçlanmıştı. Başlangıçta yalnızca Gazne ordusunu terk eden gulamlarla Sultan Mesud’ a sadık kalan bir kaç komutan ve askerler arasında başlayan savaş tüm Gazne ordusunu çözmüş; ardından gelen Selçuklu ordusu işi tamamlamıştı. Savaşın bizzat içinde yer alan Beyhaki’nin, yalnızca 1000 gulamın Sultan Mesud’un safında olup savaşması durumunda savaşın yazgısının değişeceğinden bahsetmesi, Dandanakan Savaşı’nın son perdesinin çapı hakkında bir fikir vermektedir.

Tarih, inanılması ve evvelden kestirilmesi zor, hatta olanaksız olaylarla doludur. Gazneliler’e karşı küçük bir Oğuz ordusunun bu zaferi, kimsenin aklından ve hayalinden geçemezdi. Oğuzlar’ın bu savaşı kaybedecekleri, hiç Horasan’a inmemiş gibi bir istikballe Aral Gölü etrafındaki bozkırlarına atılacağına herkes emindi. Yalnız Selçuklular aksini düşünüyorlar ve bu düşüncelerine inanıyorlardı. Ve sonuçta haklı çıktılar.

Dandanakan muharebesi biter bitmez saltanat çadırı kuruldu ve Tuğrul Bey sultan ilan edilip tahta oturdu. O zamanki âdetler gereği, Türkistan hakanlarına, Buhara’ya egemen olan Ali Tegin oğullarına ve komşu ülkelere fetihnameler gönderildi. Böylece Selçukluların kuruluş halinde olup yıkılan devletleri, çok kısa bir süre sonra yeniden canlanıverdi.

Bu yeni devletin temellerini oluşturacak olan hükümet ve devlet kurumlarının düzenlenmesi, Merv kentinde toplanan kurultaydan sonra ortaya çıktı. Kurultayda bir oku ağabeyi Çağrı Bey’e veren Tuğrul Bey, onu kırmasını istedi. Oku kıran Çağrı Bey’e bu sefer üç ok verdi. Kırılması daha güç üç ok esas anlamda birlikten kuvvet doğacağının bir ifadesiydi. Kurultayda kurulan devletin tanınması maksadı ile Bağdat Abbasi halifesi el-Kaim Biemrillah’a mektup yazılmasına karar verildi. Bu mektupta, Selçuklu ailesinin uğradığı haksızlıklar, yaptıkları cihatlar ile Gazne Sultanı Mesud’un tutarsız icraatları anlatıldı. Kurultayda alınan bir diğer karar da, mevcut topraklar ile ileride fethedilecek memleketlerin Selçuklu ailesi arasında bölüşülmesi idi. Bura göre, Serahs ve Belh kentlerinin dahil bulunduğu Ceyhun ile Gazne arasındaki bölge, merkez Merv olmak üzere Çağrı Bey’e, Herat merkez olmak üzere Sistan ile Büst Musa Yabgu’ya, Nişabur merkez olmak üzere Irak bölgesi Sultan Tuğrul’a veriliyordu. Hanedanın diğer mensuplarından İbrahim Yınal Kuhistan’a, Arslan Yabgu’nun oğlu Kutalmış Cürcan ve Damgan’a, Çağrı Bey’in oğlu Kavurd Bey de Kirman’a tayin olundular. Kurultayda alınan birinci karara bakarsak; İslamiyet’i bir süre önce kabul etmiş olan Selçukluların Sünni İslam halifesine bağlılıklarını ve İslamiyet’i İran, Horasan ve Türkistan’da yaymaya ve savunmaya kararlı olduklarını görmekteyiz. İkinci karar ise, Selçuklu ülkesinin eski Türk devlet anlayışına göre taksimi ile yapılacak fütuhatın hedeflerini göstermektedir ki, bundan merkeziyetçi bir hükümet sisteminin henüz gerçekleşmiş olmadığı anlaşılmaktadır.

Dandanakan Savaşı’nın Önemi ve Sonuçları

  • Dandanakan Savaşı’nın en büyük sonucu, Büyük Selçuklu Devleti’nin kurulması oldu. Selçuk Bey ile başlayan, oğlu Arslan Yabgu ve Tuğrul ve Çağrı Beyler ile süren yüzyıllık mücadele zaferle sonuçlandı Selçuklular İslam dünyasının en kuvvetli devleti haline gelmeye başladı.
  • Dağınık halde yaşayan tüm Oğuz boyları Selçuklu bayrağı altında birleşti.
  • Dandanakan Savaşı’nın Türk-İslam tarihi açısından önemi de büyük oldu. Her ne kadar dini önderlik Abbasilerin elinde kalsa da; siyasi ve askeri önderlik Türklerin eline geçti.  Büyük Selçuklu Devleti’nin kurulması ile bütün Sünni İslam dünyasının maddi ve manevi kuvvet ve kudretinin temsilcisi olarak Şii Fatımiler gibi iç ya da Hristiyan Bizans  ve Haçlı Seferleri gibi dış tehlikelere karşı Sünni Müslümanları koruma ve İslamiyet’i yayma görevi Araplardan Türklerin eline geçmiş oldu.
  • Savaşın ardından Gazneliler önemini yitirdi. Horasan ve Harzem ülkeleriyle İran’dan çekilen Gazneliler merkezlerini Hindistan’ın Jahar kentine naklettiler. Ne var ki Dandanakan Savaşı’nın sonucu Gazneliler’in artık eski güçlerinde olmadıklarını gösteriyordu ve iç çekişmelerle yıkılış süreci başlayan Gazneliler 1183 yılında tarihten silindiler.
  • 1040 yılına kadar bir Uzakdoğu devleti olan Türkler bu savaşın ardından Yakındoğu devleti durumuna geldiler.
  • Bin yıl boyunca kapalı kıtalarda dolaşan Türkler, Dandanakan Savaşı’nın ardından bir hamlede açık denizlere indi ve bu savaş Çaka Bey’den başlamak üzere denizci bir devlet olmasının yolunu açtı.
  • Dandanakan Muharebesi’nin bir diğer sonucu Selçuklu ordu yapısının değişmesi oldu. Bu savaşa kadar Türkmen atlılarından oluşan Selçuklu ordusu, Dandanakan zaferinin ardından Gazneliler gibi “gulam sistemi”ne göre yetişmiş Türklerden oluşturulmaya başlandı.
  • Dandanakan Savaşı’nın istenmeyen bir sonucu ise bölgede kıtlığa neden olmasıydı. Selçuklular Serahs-Merv yolu üzerindeki tüm sulama kanallarını ve su kuyularını imha ederek Dandanakan Savaşı’nı kazanmış ama bunun bir sonucu olarak büyük miktardaki bir tarım alanı da çölleşmişti. Normal zamanlarda dahi kendisini besleyemeyen Nişabur ve Herat gibi kentler açlık ve yoksulluk içerisine düşmüş, tarım yapılamaması nedeniyle arazi fiyatlarında büyük düşüşler yaşanmıştı.

YAZI HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİNİZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir