Başlangıç » Edebiyat, Kültür-Sanat

Servet-i Fünun Edebiyatı ve Sanatçıları

Yazar / 03 Mayıs 2012 – 13:41

Servet-i Fünun topluluğu, Servet-i Fünun dergisi etrafında oluşan edebi topluluğun adıdır. Servet-i Fünun edebiyatı, II. Abdülhamid döneminde doğmuş, gelişmiş ve sona ermiştir. Bu topluluğun meydana getirdiği edebiyat Edebiyat-ı Cedide diye de anılır. Edebiyat-ı Cedide, Tanzimat sonrası edebiyatın tümünü içine alırken zamanla sadece Servet-i Fünuncuları ifade eder olmuştur. O devrin tenkitçileri bu topluluğa, Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Abdülhak Hamid, Recaizade Mahmud Ekrem vb. gibi sanatçıların meydana getirdiği edebiyattan ayırmak için Yeni Edebiyat-ı Cedide demişlerdir.

Ahmet İhsan’ın (Tokgöz) (1844-1942) 1890’da çıkarmaya başladığı Servet adlı gazetenin Servet-i Fünun ismini taşıyan bir eki vardı. Daha sonra gazete kapanınca dergi bağımsız olarak yayınlanmaya başlandı. Her türlü ansiklopedik bilgiyi içeren Servet-i Fünun’un edebi bir nitelik kazanması aslında bir rastlantı sonucudur.

Aynı dönemlerde Mehmet Tahir’in sahipliğinde Malumat adlı bir başka dergi çıkıyordu. Bu dergi Recaizade Mahmud Ekrem’in (1847-1914) Şemsa adlı küçük hikayesini izinsiz yayınlayınca, Ekrem,  Mehmet Tahir aleyhine Servet-i Fünun’a iki mektup gönderir. Bu yolla Ekrem’le derginin sahibi Ahmed İhsan arasında bir yakınlık doğar. Servet-i Fünun’un sahibi Ahmet İhsan bu mektupları neşrettiği gibi, Araba Sevdası’nı da yayınlayacağını belirtir.

O sıralarda sıradan bir fen dergisi olan Servet-i Fünun‘un sahibi Ahmet İhsan, hocası Recaizade Ekrem’den dergisini ele almasını yeni görüşleri savunan bir edebiyat organı haline getirmesini ister. Ekrem, Galatasaray Lisesi’nden öğrencisi Tevfik Fikret’i derginin başına getirir.

Servet-i Fünun dergisiBöylece, ilk sayısı Ahmet İhsan Bey tarafından 27 Mart 1891 tarihinde çıkarılan Servet-i Fünun dergisi 256. sayısından itibaren (7 Şubat 1896) bir fen dergisi olma kimliğinden sıyrılır, edebi bir kimlik kazanır. O sıralar yazılarını Mekteb, Hazine-i Fünun, Malumat vb. dergilerde yayınlanmakta olan birçok sanatçı da Servet-i Fünun dergisi etrafında toplanmaya başlar.

Servet-i Fünun Edebiyatı’nın doğmasına neden olan etkenler çok çeşitli ve karmaşık bir manzara gösterse de birkaç maddede özetlemek mümkündür:

  1. II. Abdülhamid devrinin sosyal ve siyasi tesiri,
  2. Tanzimat’ın ikinci neslinin getirmiş olduğu geniş doğa ve duygu tasvirleri,
  3. Recaizade Ekrem‘in şiir ve edebiyat hakkındaki yeni görüşleri,
  4. 1876-1895 yılları arasında eser veren ara-neslin geniş tercüme faaliyeti,
  5. Eski ve yeni edebiyat taraftarları arasındaki çeşitli tartışmalarla romantizm-realizm tartışmaları.

Servet-i Fünun’u Oluşturan Sanatçılar

Şairler

Tevfik Fikret, Cenab Şahabeddin (1870-1934), Hüseyin Siret (Özsever) (1872-1959), Hüseyin Suad (Yalçın), (1867- 1942), Ali Ekrem (Bolayır) (1867-1937), Ahmet Reşid (1870-1956), Süleyman Nazif (1870-1927), Süleyman Nesib (1866-1917), Faik Ali Ozansoy (1875-1950), Celâl Sahir (Erozan) (1883-1935).

Hikayeci ve Romancılar

Halid Ziya (Uşaklıgil) (1866-1945), Mehmed Rauf (1875-1931), Hüseyin Cahid (Yalçın) (1874-1957), Müftüoğlu Ahmed Hikmet (1870-1927), Safvetî Ziya (1875-1928).

Eleştirmen

Ahmet Şuayıb (1876-1910).

Servet-i Fünun topluluğunun en yaşlı üyesi Halid Ziya, en genç üyesi ise Celâl Sahir idi.

Dergi 1901 yılına kadar aralıksız çıkarıldı. Bu tarihte topluluk üyeleri arasında bazı anlaşmazlıklar doğdu. Ali Ekrem (Bolayır) devrin edebiyatı yanında Servet-i Fünun edebiyatını da tenkit eden incelemesini dergiye göndermiş, fakat Tevfik Fikret yazıyı, kendisini tenkit eden kısımları çıkararak yayınlamıştı. Bunun üzerine Ali Ekrem yazının tamamını Malumat dergisinde yayınlatır. İnceleme, edebiyat dünyasında oldukça yankı yarattı ve Fikret’in derginin başından ayrılmasına sebep olur. Bu sırada Hüseyin Cahid’in Fransızcadan çevirdiği Edebiyat ve Hukuk başlıklı makalesindeki “Fakat bir gün geldi ki 1789 idaresiyle Fransa’da talâk teessüs etti” cümlesi mahzurlu görülerek dergi kapatılır (Ekim 1901, sayı 553). Bir müddet sonra tekrar çıkmaya başlamışsa da eski imzalar artık dergide görülmez. Böylece 1896-1901 yılları arası edebiyatımızda iz bırakan bir devre olarak tarihe geçmiştir.

Servet-i Fünun edebiyatı sadece Servet-i Fünun dergisi etrafında toplanan kalemlerin verdiği eserlerden ibaret değildir. Bazı şair ve yazarlar topluluğa girmeden de aynı anlayışla eserler vermişlerdir. Ahmed Rasim, Hüseyin Rahmi (Gürpınar) bunlar arasındadır.

Servet-i Fünun kuşağı kendilerinden önceki kuşaklardan daha iyi bir edebiyat meydana getirmeyi başarmışlardır. Bunda yetişmelerinin ve geniş olanaklara sahip olmalarının rolü büyüktür. Çoğu Batı anlayışına göre öğrenim veren okullarda okudular; yabancı dil öğrendiler ve Batı edebiyatıyla temasa geçtiler.

Fransız edebiyatının etkisiyle şiirde parnasyenleri ve sembolistleri, romanda da realist ve naturalistleri örnek aldılar. Öyle olmakla beraber dilde koyu Şarkçıydılar. En anlaşılmaz Arapça ve Farsça terkiplere yer verdiler. Bunda Batı’dan aldıkları akımların etkisi olduğu muhakkaktır. Parnasyenler ve sembolistler şiirde daha çok ses ve müziğe önem vermişlerdir. Servet-i Fünuncular da şiiri aruzla yazdılar. Batılı şairlerin sanatlı dil kullanmak çabasıyla yeni sözcükler icat etmelerine veya artık unutulmuş sözcükleri yeniden diriltmelerine karşılık Servet-i Fünuncular da Türk şiirinde Arapça ve Farsça sözcüklere yer vermede aynı yolu denediler.

Bu eski sözcükler bulup kullanma yüzünden ortaya çıkan anlam kapalılığı devrin ünlü ismi Ahmed Midhat’ın, Servet-i Fünuncuları “Dekadanlar”(Sabah gazetesi, 14 Mart 1897) diye suçlamasına yol açtı. Ahmet Midhat Efendi, bu yazısında Servet-i Fünuncuları dekadanlıkla, yani bir soysuzlaşmaya, edebiyatta mevcut gelenek ve kuralları hiçe sayarak manevi bir çöküşe neden olmakla suçlar.

Dekadanlık tartışması Ahmet Midhat Efendi’nin Tarîk gazetesinde 4 Aralık 1898’de yayınladığı Teslim-i Hakikat‖ adlı makale ile Servet-i Fünuncuların zaferiyle sonuçlanır.

Servet-i Fünun Edebiyatı’nın Başlıca Özellikleri

Dil ve Üslupta Servet-i Fünun

  • Serveti Fünuncuların en çarpıcı özelliği dil karşısındaki tutumlarıdır. Servet-i Fünuncular için sanat bir vasıta değil, gayedir. Başka bir deyişle Servet-i Fünuncular “sanat sanat içindir” içindir gayesini benimsemişlerdir. Geniş kitleleri değil, yüksek kültür düzeyindeki okuyucu zümresini hedef almışlardır.
  • Yeni duyguları ifade edebilmek için, yeni Arapça ve Farsça sözcükler bulundu.
  • Yabancı dil kurallarına göre yeni terkipler ve birleşik sıfatlar türetildi.
  • Fransızcadan “Dest-i izdivaç talep etmek” gibi bazı deyimler çevrildi.
  • Cümle sonlarında fiil çekimlerinin aynı şekilde tekrarlanmasından kaçınılarak fiil cümlelerinin yanında isim cümleleri kullanıldı.
  • Fiilsiz cümlelere yer verildi.
  • Karşılıklı konuşma cümleleri kullanıldı. “Ve”, “ah”, “of’ gibi edat ve ünlemler daha sık kullanıldı.
  • Daha önceden duyulmamış, kimsenin bilmediği sözcükleri kullanmak bakımından neredeyse birbirleri ile yarıştılar.

Servet-i Fünun Şiiri Özellikleri

  • Divan edebiyatı geleneği yıkıldı.
  • Fransız şiirinden alınan sone, terzarima gibi nazım şekilleri denendi.
  • Divan şiirinden alınan serbest müstezad Fransız şiirindeki serbest nazım örneklerine yaklaştırıldı.
  • Gerek divan şiirinde gerekse Fransız şiirinde olmayan ve kafiyelemede kolaylık sağlayan yeni şekillere yer verildi.
  • Genellikle aruz vezni kullanıldı.
  • “Kafiyenin göz için değil, kulak için olduğu” anlayışına göre şiirler yazıldı.
  • Anlamın bir beyitte tamamlanması geleneğine son verildi. Şiirde bütünlük önem kazandı.
  • Nazım nesre yaklaştırıldı.
  • Yaşamdan alınan basit olaylar, kişisel duygular, düşler, aşk, doğa ve aile yaşamı temaları işlendi. Aşk teması romantik anlayışla dile getirildi.
  • Çevreden ve gerçeklerden kaçınıldı. Yalnız sükûnet, inzivaya çekilme istekleri marazî duygulanmalara yol açtı. Düş ile gerçek çatışması çok işlenen konular arasındaydı. Maddi yaşamdan uzaklaşarak düşler dünyasına ve doğaya sığındılar; hüzün, ıstırap ve hastalık birer esin kaynağı idi.

Servet-i Fünun Edebiyatı Roman ve Hikayeleri Özellikleri

  • Anlatım teknikleri Tanzimat edebiyatına göre daha geliştirildi.
  • Batı edebiyatından alınan yöntemlerle yerli yaşama ait olaylar anlatıldı; zaman zaman Batı yaşamından aktarılan olaylar ve kişiler işlendi.
  • Yapıtlarda çoğunlukla İstanbul’da geçen olaylar yer tuttu. Kahramanların aydınlar arasından seçilmesine özen gösterildi.
  • Kadın kahramanlar da erkek kahramanlarla aynı düzeyde idiler, kişiliklerini ortaya çıkarabiliyorlardı.
  • Toplumla ilgili sorunlardan çok gerçek olmayan, yapmacık, yerli yaşamla ilgisi bulunmayan hikaye ve romanlar yazıldı.
  • Yazı dili konuşma dilinden çok fazla uzaklaştı. Çok süslü tasvirlere, Arapça ve Farsça sözcük ve tamlamalara geniş yer verildi. Fransızcanın kuruluşuna uygun cümleler kuruldu.

Servet-i Fünuncular sadece şiir, roman ve hikaye dallarında değil, edebiyat tarihi ve tenkit vb. dallarda da eserler verdiler.

Servet-i Fünun Sanatçılarına Bir Bakış

Servet-i Fünun şairleri içinde başta gelen isim Tevfik Fikret’tir. Tevfik Fikret, Servet-i Fünun’u başlı başına temsil edecek bir güç olarak karşımıza çıkar. Beyit hakimiyeti yerine mısra hakimiyetini getiren, kendine özgü nazım şekilleri bulan, kafiye düzenini serbestliğe kavuşturan, aruzun kalıplarını müzik güçlerine göre ilk defa değerlendiren, diğer Servet-i Fünunculara göre, konuşma dilinin özelliklerine en çok yaklaşan bir şairdir.

Tevfik Fikret şiirlerini iki kitapta toplamıştır: Rübab-ı Şikeste (1899), Rübab-ı Şikeste’yi de içine alan Halûk’un Defteri (1911).

Cenab Şahabeddin Servet-i Fünun topluluğunun ikinci önemli ismidir. Dört yıl kaldığı Fransa’dan, sembolizmin “istiare ve müzik” unsurlarını alarak döner. “Güzellik için sanat” formülüne bağlı, ferdiyetçi bir şairdir. “İç âhenk” denen “sessiz musiki”yi başarıyla kullanır. İstiarelerindeki (ör. ûd-ı mükevkeb: yıldızlı ud, gökyüzü) sembolist etki, eski şiir taraftarlarının şimşeklerini üzerine çekmiştir.

Cenab Şahabeddin şiirleri yanında nesirleriyle de tanınır.

Topluluğun diğer üyelerinden Hüseyin Siret (Özsever) romantik aşk duygularıyla, aile duygularını işleyen şiirleriyle Tevfik Fikret’in etkisindedir. Yine aynı konuları işleyen Hüseyin (Yalçın)’da ise Cenab Şahabeddin’in etkisi görülür

Namık Kemâl’in oğlu olan Ali Ekrem (Bolayır), şiirlerinde A. (Ali) Nadir, Ahmed Reşid (Rey) H. Nazım, Şıpka kahramanı Süleyman Paşa’nın oğlu Mehmed Sami Süleyman Nesib adını kullandılar. Son üç şair Servet-i Fünun topluluğunun en zayıf şairleri kabul edilirler.

Süleyman Nazif, Servet-i Fünuncuların arasına 1898’de katıldı. Bu tarihe kadar Abdülhamid idaresine karşı şiirler yazdı. Bu tarihten sonra romantik aşk duygularına yer verdi. Süleyman Nazif’in duygu ve düşüncelerini dile getirmede sözcük ahengine verdiği önem, ateşli ve canlı sözcükler kullanması dikkat çekici özelliklerindendir.

Süleyman Nazif’in kardeşi Faik Ali diğer Servet-i Fünunculara göre daha ağır edebi bir dil kullanmıştır.

Topluluğun en genç şairi Celal Sahir (Erozan), henüz on altı yaşında iken şiirlerini yayınladı. Servet-i Fünun’dan sonra Fecr-i Âtî topluluğuna, ardından Milli Edebiyat akımına katıldı.

Servet-i Fünun dönemi hikaye ve romanında önde gelen isim Halid Ziya’dır (Uşaklıgil). Onun dil ve üslubu Servet-i Fünun dil ve üslubuyla özdeşir. Topluluğun diğer roman ve hikayecilerinin de onun dil ve üslubunu benimseyerek konuşma dilinden uzak, ağır Arapça ve Farsça terkiplerle yazdıklarını görürüz. Fransız realist romanlarının tekniğini kullanarak kaleme aldığı Mai ve Siyah Uşaklıgil’in romanda üstün bir seviye tutturduğunu gösterir. Mai ve Siyah’ta aşk ikinci plandadır. Realist roman anlayışının bir sonucu olarak kahramanlar içinde yaşadıktan çevreyle birlikte ele alınırlar. Yazarın asıl sanat gücünü ortaya koyan romanı ise Aşk-ı Memnu (Yasak Aşk) romanıdır.

İkinci önemli roman ve hikaye yazarı Mehmed Rauf’tur. 1908 yılında bahriyeden ihraç edildikten sonra yaşamını yalnızca yazı yazarak kazanmaya  başlar. İlk hikayesi olan Düşmüş, Hali Ziya Uşaklıgil’in İzmir’de çıkarmakta olduğu  Himmet gazetesinde yayınlanan Mehmed Rauf, Türk edebiyatının ilk psikolojik romanı kabul edilen Eylül (1901) ile haklı bir ün kazanmıştır. Hikaye ve romanlarında psikolojik tahlile geniş yer verir. Ayrıca romantik duygulara da değinir.

Gazeteci ve politikacı olarak tanıdığımız Hüseyin Cahid (Yalçın), dergide, hikaye ve makalelerini yayınladı. 1899’da Hayat-ı Muhayyel adlı bir hikaye kitabı çıkardı. İlk romanı Nadide‘yi (1890) romantik bir anlayışla kaleme alan yazar, topluluğun diğer üyelerinden farklı olarak daha az sanatlı ve sade bir dil kullanmıştır.

Ahmed Hikmet Müftüoğlu küçük hikaye türü ile tanınır. Yazıları gayet süslü, düzenli ve şairane betimlemelerle doludur. İlk eserlerinde Servet-i Fünun’un üslup özelliklerine sadık kalsa da, milli akım dönemi eserlerinde “arı Türkçeciliğe” varan bir sadelik göze çarpar. Eserlerinde Batı taklitçiliğine karşı Türkçülük ve halkçılığı ön plana çıkarması dikkat çeker. 1896’dan sonra yayınladığı hikayelerini Haristan ve Gülistan‘da (1901) adlı eserinde toplamıştır..

Safveti Ziya topluluğun son roman ve hikaye yazarıdır. Tek romanı Salon Köşelerinde (1912) adını taşır. Hikayelerini ise değişik kitaplarda toplamıştır.

Servet-i Fünuncuların tiyatro dalında pek başarılı oldukları söylenemez. Ancak 1908’den sonra yayınladıkları piyeslerinde Tanzimat dönemine göre konuşma dil ve üslubuna yaklaştıkları görülür. Tiyatro türünde ilk eseri Hüseyin Suad vermiştir. Eser, Şehbal Yahut İstibdad’ın Son Perdesi (1908) adını taşır. Hemen hemen bütün Servet-i Fünuncular telif ve tercüme yoluyla bu sahayı denemişlerdir.

Topluluk mizah ve hiciv türünde de 1908’den sonra eser vermiştir. Bu türün önde gelen isimleri, Dahhak-ı Mazlum takma adıyla yazan Cenab Şahabeddin ve Gave-i Zalim takma adını kullanan Hüseyin Suad’dır.

Servet-i Fünuncular, tenkide (eleştiri) büyük önem vermişler ve tenkidi bağımsız bir tür biçimine getirdikleri gibi, Batı tenkit yöntemlerini tanıtmışlar; değişik tenkit yöntemlerini uygulayan örnekler vermişlerdir. Dikkate değer bir nokta da, Servet-i Fünuncuların kendilerini ciddi olarak eleştiren ilk kuşak olmalarıdır.

Servet-i Fünun devrinde tenkit daha çok polemik şeklinde idi. Servet-i Fünuncular arasında yalnızca tenkit türünde eser vermiş tek sanatçı Ahmet Şuayib’tir (1876-1910). Hayat ve Kitaplar (1901) adlı eseri Batılı yazar ve fikir adamlarından Hippolyte Taine, Gustave Flaubert, Gabriel Monod, Ernest Lavisse, Niebuhr, Ranke ve Mommsen’in hayat, fikir ve eserlerini tanıtan hacimli ve muhtevalı incelemelerden meydana gelmiştir. Bunların dışında kalan çeşitli makale ve denemelerini ise Esmar-ı Matbuat adı altında kitaplaştırmıştır.

Servet-i Fünuncular edebî faaliyetlerini kitaplaştırma yoluna giderek “Edebiyat-ı Cedide Kütüphanesi”ni kurdular. 1899-1901 yılları arasında 11, 1909-1912 yılları arasında da 24 olmak üzere 35 kitap yayınladılar.

Tags: , , , ,

Yazı hakkındaki yorumunuz!

Spam, reklam, argo sözcük içeren ya da konuyla ilgisiz yorumlar onaylanmayacaktır!