Türk Mukavemet Teşkilatı: Şanlı Bir Direnişin Öyküsü

Yıl 1963; Kıbrıs kaynıyor. Makarios yönetimindeki Rumlar, Akritas Planı (Türklerin imha edilmesi) doğrultusunda 21 Aralık’ta saldırıya geçiyor. Sonradan “Kanlı Noel” olarak anılacak saldırıda Rumlar hiç beklemedikleri bir sürprizle karşılaşıyor. Türklerin tamamen savunmasız olduğunu düşünen Rumların karşısına çıkan silahlı bir direniş örgütü, planın başarıya ulaşmasına engel oluyor.

Kıbrıs Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) ilk kez yeraltından çıkarak adını dünyaya duyuruyordu. Bu Türk kamuoyu için de sürpriz bir gelişmeydi. Çünkü o günlerde Türkiye’de, EOKA’nın faaliyetlerine bakılıp, “Bizimkiler uyuyor mu?” diye konuşulmaktaydı ve Türk Mukavemet Teşkilatı hakkında bilgi sahibi olan çok az insan vardı. Her şey daha en başından büyük bir gizlilikle yürütülmüştü.

Aslında her şey 10 yıl kadar öncesine dayanmaktadır. Kıbrıs’ta 1878’den beri süren İngiliz egemenliği, 1950’lere gelindiğinde sarsılmaya başlar. Rumlar Ada’yı Yunanistan’a bağlamayı hedefleyen Enosis’i gerçekleştirmek için harekete geçerler. Rumlar 1955’ten itibaren EOKA adlı silahlı yeraltı örgütüyle hem İngilizleri hem Türkleri sindirerek etkinlik kurma peşindedirler. Gelişmeleri izlemekle yetinen Türk hükümeti, diplomasi yoluyla sonuç almayı umar. Oysa ülkenin farklı noktalarından, “Ya taksim ya ölüm” sloganları yükselmektedir. Kıbrıs Türklerini acımasızca katleden EOKA’ya karşı, Türkleri koruyacak bir örgütlenmeye gereksinim duyulmaktadır.

Kıbrıs Türkleri, EOKA terörüne karşı başlangıçta hazırlıksız ve örgütsüzdü. EOKA’nın eylemleri, toplumsal savunma içgüdüsü ile ulusal bilinci harekete geçirerek, Kıbrıs Türklerini varlığını korumak için direniş arayışlarına itmiş, KITEMB (Kıbrıs Türk Mukavemet Birliği), Volkan (Var Olmak Lazımsa Kan Akıtmamak Niye), Kara Çete, 9 Eylül (Cephesi) adlı dağınık mukavemet grupları kurulmuştur. Fakat dağınık, donanımsız ve askeri eğitimi bulunmayan bu grupların askeri bir yapıya sahip EOKA karşısında direnme şansları bulunmamaktadır. Türk Mukavemet Teşkilatı’nın kesin kuruluş tarihi tartışmalı olmakla birlikte TMT’nin ilk bildirisi 26 Kasım 1957’de yayınlanır, dağınık halde savaşan tüm Kıbrıslı Türkler ortak bir savunma örgütünün çatısı altında toplanmaya çağrılır.

Rumların EOKA ile üstünlük sağlamaya başladığını gören Türk Genelkurmayı da aslında tam aynı şeyi düşünmektedir.

Türk Mukavemet Teşkilatı’nın Kuruluşu

1958 yılı başlarında, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Salih Coşkun, Özel Harp Dairesi Başkanı Tümgeneral Daniş Karabelen’i çağırarak Kıbrıs’ta EOKA’ya karşı silahlı bir örgüt kurulup kurulamayacağını sorar. Bu talebin asıl adresi hükümet, daha doğrusu Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’dur.

Türkiye’de bir düşman işgaline karşı yapılacak direnişi planlamayı amaçlayan “Özel Harp Dairesi” yeni kurulmaktadır. Başında da Kore’de çarpışan Karabelen bulunmaktadır. Karabelen Kıbrıs’ta da benzer bir örgütün kurulup kurulamayacağını Kore’de tanıyıp yanına aldığı Daire’nin Lojistik Şube Müdürü Binbaşı İsmail Tansu ile görüşür ve ardından Genelkurmay’a olumlu yanıt verilir. Bilgi oradan da hükümete iletilir. Ama tam dört ay boyunca hükümetten “başlayın” emri bir türlü gelmez. Çünkü Başbakan Adnan Menderes, Yunanistan Başbakanı Karamanlis ile aralarında kişisel dostluğa güvenmekte, sorunun diplomatik yollarla çözülebileceğine inanmaktadır. Rumlara karşı kurulacak silahlı bir örgüt NATO içinde de sorunlara yol açacaktır.

Sonunda dört ay süren heyecanlı bekleyiş sona erer ve beklenen emir 1958 yılı Nisan ayında gelir. Binbaşı İsmail Tansu’ya projeyi gerçekleştirme görevi verilir. Tansu ise zaten emir gelmeden önce çalışmalarını tamamlamıştır. Tansu bu çalışmaya “Kıbrıs’ı İstirdat Projesi” (KİP) adını verir.

“İstirdat” bir ülkenin kaybettiği toprakları düşmandan geri alması anlamındadır ve Sunay, “Büyük düşünmüşsünüz, iyi olmuş. Size daima yardımcı olacağım” diyerek projenin adını beğendiğini ifade eder.

Proje NATO’nun Özel Harp doktrinine ve Fransızların Almanlara karşı direnişinden esinlenerek hazırlanmıştı. İsmail Tansu, o günün hedeflerini ileride şöyle anlatacaktır:

Asli görev Kıbrıs’taki Türk halkının güvenliğini sağlamak ve Türkiye’de, hükümetin Kıbrıs politikasına destek vermekti. Ayrıca ‘X günü’ EOKA’nın girişeceği harekata karşı saldırıya geçip Türkiye’nin askeri müdahalesine zemin sağlayıp Kıbrıs’ın Anavatan’a katılmasına yardımcı olunacaktı. Bunun için ilk etapta ve kısa sürede, 5 bin mücahidin eğitilip silahlandırılması sonra bu sayının kademeli olarak 10 ve 15 bine çıkarılması planlandı.

Zir Köyü Kampı

Kısa sürede Türkiye’de iki eğitim kampı kurulur. Biri Antalya’da diğeri de Ankara’nın dibindeki Zir Köyü yakınında. Kıbrıs Türk liderleri Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş ile sıkı işbirliğine girilir. İşbirliği yapılan bir başka kişi, Ankara’daki Kıbrıs Türk Kültür Derneği Başkanı Mehmet Ertuğruloğlu’dur. TMT karargahı için derneğin Tuna Caddesi’ndeki binası tahsis edilir. Buraya Ada’yla haberleşmek için telsiz kurulur. Amerikalıların Özel Harp için verdiği telsizlerden biri de gömüldüğü yerden çıkarılarak Kıbrıs’a gönderilir. Amerikalılar anlamasın diye de içine Kıbrıs’ın ünlü Hellim peyniri doldurulan kutusu, sonradan aynı yere gömülür.

Tansu, daha sonraki bir tarihte, Türkiye’nin çeşitli yerlerine gömülü malzemeleri kontrol için gelen Amerikalıları oyalayarak atlatır. Amerikalılar, başka konularda da atlatılır. Özel Harp için Amerikalılarla birlikte çalışılmaktadır. TMT çalışmaları da aynı anda yürütülür; ama Amerikalıların, burunlarının dibindeki bu gizli çalışmadan haberi olmaz. Nitekim başta ABD’li askeri yetkililer olmak üzere birçok ülkenin askeri uzmanları, TMT’nin örgütlenmesini tarihte eşine az rastlanır başarılı bir özel harp örgütlenmesi olarak nitelendireceklerdir.

Kıbrıs’a öğretmen, müfettiş, din adamı gibi kimliklerle TMT’de görev alacak subaylar gönderilir. Ada’daki TMT liderliği, “Bayraktar” unvanıyla Yarbay Rıza Vuruşkan’a verilir. “İş Bankası Müfettişi” kimliğiyle Kıbrıs’a giden Vuruşkan’ın kod adı “Bozkurt” olarak belirlenir. Öteki subaylara ve gruplara da benzer kod isimleri verilir. Ağrı: Dr. Fazıl Küçük, Toros: Rauf Denktaş, Kurt: Mücahitler, Temizlik Kurdu: Eğitim Sorumlusu, Bereket Kurdu: Silah ikmalinde çalışanlar…

Türk Mukavemet Teşkilatı mücahitleri

Gizli Hücreler Kuruluyor

Sıra eğitim verileceklerin belirlenmesine gelince, Küçük ve Denktaş 1958’in Haziran ayında Ankara’ya çağırılarak durum anlatılır. Ankara’da doktorluk yapan Kıbrıslı Burhan Nalbantoğlu’nun yardımıyla ilk eğitim için 8 genç bulunur. TMT’nin Kıbrıs’taki en üst düzey hücresi de Yarbay Rıza Vuruşkan, Küçük, Denktaş ve Nalbantoğlu ile oluşturulur.

Hücrelerde, 3 ile 7 arasında mücahit görev alır. Gizlilik en temel ilkedir. Mücahitler yalnızca kendi hücrelerindekileri tanırlar. “Bayraktar” Vuruşkan’ı bilenler ise yalnızca en tepedekilerdir.

Bu nedenle Vuruşkan Ankara’ya geldiği bir tarihte, Zir kampında eğitim gören mücahitlere karanlığın içinden konuşarak yüzünü göstermez. Bu sahne, mücahitler arasında heyecanı daha da artırır.

Lefkoşe, Mağosa, Larnaka, Limasol, Baf, Lefke, Erenköy, Yeşilırmak, Serdarlı ve Boğaz’da, Bayraktar’a bağlı 10 sancaktarlık oluşturulur. Başında subay bulunan her sancakta, 500 ila bin 500 kişilik taburlar, taburlarda da 100-150 kişilik birlikler yer alır. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı öncesi, TMT’li mücahitlerin sayısı, 15 Temmuz Sampson darbesinden sonra yapılan seferberlikte 18 bine (9 bini muvazzaf, 9 bini yedek) yaklaşmaktaydı.

İşin önemli yanı adaya silah ve cephane gönderilmesidir. Silahlar ordudan sağlanır. TMT yöneticileri ihtiyaç duyulan silahların listesini Genelkurmay’a iletiyor, onlar da bu silahları bir yazıyla hurdaya çıkmış gibi gösteriyordu. Kamyonlarla askeri depolara giden TMT görevlisi subaylar bunları belirli noktalarda depoluyordu. Böylece gizlilik kuralı işletiliyordu.

Ancak yüklü miktarda silahın bu şekilde çekilmesi, 27 Mayıs 1960 ihtilaline doğru yol alan Türkiye’de, farklı söylentilere neden olur. Başbakan Menderes’in kendine bağlı bir silahlı milis gücü oluşturduğu söylentisi, ordunun içinden başlayıp kulaktan kulağa her kesime yayılır. Bu nedenle 27 Mayıs sonrasında, bu çalışmaları yapan subayların tutuklanması gündeme gelir. Ancak İsmail Tansu’nun Alpaslan Türkeş’le yaptığı görüşme sonucu, askeri yönetim gerçeği öğrenir ve bu konuda operasyon yapılması önlenir…

İsmail Tansu, 28 Mayıs sabahı Başbakanlık Müsteşarlığı koltuğunda oturan Türkeş’in işin aslını öğrendikten sonra, “İyi ki bizi zamanında uyardın ve bir skandalı önledin. Siz çalışmalarınızı aynen sürdürün. Artık arkanızda ben varım ne ihtiyacınız varsa bana iletin, gereğini yapacağım” dediğini anlatıyor.

Silahların adaya gönderilmesi TMT’cileri en çok uğraştıran konu olur. Bunun için kaçakçılarla işbirliği yapılması, Ada’ya giden Türk diplomatlarından yararlanılması gibi alternatifler düşünülür. Dışişleri Bakanı Zorlu, İsrail hükümetiyle iyi ilişkilere dikkat çekerek, bu ülkeden Kıbrıs’taki Türk firmalarına gönderilen oksijen ve asetilen tüpleri içinde silah gönderilmesi fikrini ortaya atar. Ama bu öneri, astarı yüzünden pahalıya mal olacağı gibi, gizliliğe de aykırı bulunur; uygulanmaz.

Arı Ekibi

Türk Mukavemet Teşkilatı'nın simgesiTam da bu tartışmaların yapıldığı günlerde, bir sürpriz yüzleri güldürür: 1958’in Ağustos ayında, Kıbrıs’tan Anamur’a üç kaçak Türk gelir. Vehbi Mahmut, Asaf Elmas ve Cevdet Remzi adlarındaki üç genç amaçlarını, ‘silah alıp Ada’ya dönmek ve Rumlarla savaşmak’ olarak açıklar.

Araştırmalar sonucu güven duyulan bu gençlerden yararlanılması kararlaştırılır. “Arı Ekibi” diye adlandırılan grup, bu üç gençle kurulur. Grup, 16 Ağustos 1958 sabahı, 10 makinalı tabanca, 20 tabanca ve iki sandık mermi ile yola çıkar.

Gençlere, “İngiliz devriye gemileriyle karşılaşırsanız silahları denize atın, balıkçı olduğunuzu söyleyin” tembihi yapılır. 28 saat sonra Ada’dan verilen telsiz mesajıyla, silahların yerine ulaştığı anlaşılır. Arı Ekibi’nin çalışmaları sonra da sürer. Ada’ya silah ve cephane taşımak için tam dokuz sefer yaparlar. İki kayıkla yapılan bu seferlerden birinde, fırtına çıkınca kayıklardan biri batar ve gençlerden ikisi şehit olur.

Daha fazla silah taşımak düşüncesiyle TMT’ye 3 tonluk bir balıkçı teknesi alınır ve şehit gençlerden Asaf Elmas’ın anısına, tekneye “Elmas” adı verilir. 18 Ekim 1959’da silahla doluyken İngiliz devriyesine yakalanma tehlikesi baş gösterince Elmas teknesi, Tansu’nun emriyle batırılır.

Olay zamanın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun’u öfkeye boğar ve Tansu hakkında soruşturma açtırmaya kalkar; ancak uluslararası bir skandalın önlenmesiyle rahatlayan Dışişleri Bakanı Zorlu, sorunu çözer.

Türkiye’deki kamplarda 25-30 kişilik gruplar halinde eğitilen gençler Ada’ya dönerek buradakilere eğitim verirler. Bu çalışmalar örtülü kimliklerle Ada’ya gönderilen subay ve yedek subayların kontrolünde yürütülür. TMT, EOKA’nın aksine, faaliyet gösterdiği süre boyunca hiçbir Rum köyüne saldırmamış, yalnızca Türk gençlerini eğitmiş, kendilerini savunmaları için gerekli silahları sağlamıştır.

Ankara’daki kamp, Zir Köyü yakınında, Tarım Bakanlığı’nın metruk bir çiftliğinde kurulmuştu. Köylüler anlamasın diye, kampa askeri tesis görüntüsü verilmişti. TMT kurulduktan sonra, Genelkurmay 2. Başkanlığı görevine getirilen Cevdet Sunay da bu kampı zaman zaman ziyaret eder, özellikle mücahitlerin yemin törenlerine katılarak onlara moral verir.

Denktaş da kampı sık ziyaret edenler arasındadır. Zaman zaman kampta tabancayla atış talimleri yapar.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kıbrıs’a müdahale ettiği 20 Temmuz 1974 sabahına kadar Kıbrıs Türklerini canları pahasına savunan Türk Mukavemet Teşkilatı 1 Ağustos 1976’da Kıbrıs Türk Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’na dönüştürülür.

1 Yorum

YAZI HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİNİZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir