Başlangıç » Biyografi

Damat Rüstem Paşa: Osmanlı’ya Rüşveti O Sokmuştu

Yazar / 02 Şubat 2013 – 06:112 Yorum

Osmanlı tarihinin en muhteşem devrinde yaşayan ve Kanuni Sultan Süleyman’a uzun yıllar sadrazamlık yapan Damat Rüstem Paşa, Osmanlı tarihinin en sevilmeyen simaları arasında özel bir yere sahiptir. Çünkü Rüstem Paşa’nın hayatı yalnızca sevilmeyen bir insanın yaşam öyküsü değildir; aynı zamanda bir insanın koca bir imparatorluğu, devlet düzenini nasıl yozlaştırıp çöküşünü hızlandırdığının ibretlik bir öyküsüdür.

Kayıtlara bakılacak olursa, Damat Rüstem Paşa 1500 yılında bugünkü Saraybosna sınırlarının içinde dünyaya gelir. Babası Mustafa Bey Katolik iken din değiştirerek Müslüman olan ve Osmanlı hizmetine giren bir Hırvat’tır.  Zeki ve kurnaz bir çocuk olan Damat Rüstem Paşa da kısa zamanda fark edilir ve eğitim alması için Osmanlı’nın en seçkin eğitim kurumu olan Enderun’a gönderilir.

İyi bir eğitimin ardından Rüstem Paşa, 1526 yılındaki Mohaç Meydan Savaşı’na Kanuni’nin birinci silahtarı olarak katılır. Hayatı boyunca talih hep kendisinin yanında olacak Damat Rüstem Paşa mevki basamaklarını hızlı adımlarla tırmanmaya başlar. Önce Osmanlı’da padişahın atlarına bakmakla görevli olan baş imrahorluğa, ardından iyi bir sadık bir kul olarak Kanuni’nin gözüne girmeyi başardığından önce Diyarbakır Beylerbeyi görevine, sonra Anadolu Beylerbeyi görevine getirilir. Kısa süre sonra da Rüstem Paşa vezirliğe atanarak Osmanlı siyasetinin en büyük aktörlerinden biri olur. Fakat asıl büyük yükselişini, Kanuni’nin biricik kızı olan Mihrimah Sultan’ın gönlünü çalıp Osmanlı padişahının damadı olunca gerçekleştirecektir.

Rüstem Paşa ikbal basamaklarını böylesine hızlı hızlı tırmanırken, olağanüstü cimriliği ve ilim sahiplerine hiçbir değer vermemesiyle neredeyse herkesi kendine düşman etmeyi başarmıştı. Osmanlıda makam sahibi herkes sanatkarlara büyük önem verirken Rüstem Paşa sanatkarları ve özelikle de şairleri hiç tutmamış, hatta bu kesime olan düşmanlığını ve nefretini açığa vurmaktan hiç çekinmemiştir. Bir devlet adamının, ölümünün ardından iyi bir isim bırakmaya dikkat etmemesi ya da bu kadar kurnaz olmasına karşın böylesi bir inceliği kestirememiş olması oldukça ilginçtir. Büyük devlet adamlarından bol bol ihsan almaya alışan bilgin ve sanatkarların Rüstem Paşa hakkında bu kadar kötü yazmalarına bu yüzden hiç şaşırmamak gerekir.

Devlet adamlarında ciddiyet her zaman aranan bir meziyettir ancak Rüstem Paşa gibi hayatı boyunca çok az gülen, tebessüm etmeyen bir insanın akranları arasında asık suratlı olarak şöhret kazanması da istenen ya da arzu edilen bir durum elbette değildir. Dönemim ünlü şairlerinden Yahya, Rüstem Paşa’nın bu asık yüzünü şöyle dile getirir:

Gülmezdi yüzü mahşerde dahi gülmeyesi
Çoğ iş etti bize sağlıkla olmayası

Osmanlı'da rüşvet

Damat Rüstem Paşa işte böyle bir insandı: Yüzü hiç gülmeyen, sanatkarlara ve bilim adamlarına zerre değer vermeyen, pintiliği ile çevresindekileri bezdiren… Doğal olarak Hürrem Sultan, biricik kızı Mimrimah Sultan evlenme çağına gelip de uygun aday olarak Rüstem Paşa’yı beğendiğinde anında söylentiler yayılmaya başladı. Rüstem Paşa cüzzamlıydı ve bir cüzzamlı hiç Kanuni gibi cihan padişahına damat olabilir miydi?

Rüstem Paşa hakkında cüzzamlı olduğu söylentileri Kanuni Sultan Süleyman’a ulaşınca saray hekimlerinden Mehmet Ağa Diyarbakır’a gönderilir. Mehmet Ağa, Rüstem Paşa’yı ve elbiselerini kontrol ederken Rüstem Paşa’nın elbisesinde bit bulunca müjde hemen İstanbul’a ulaştırılır. O dönemin tıp bilgilerine göre cüzzamlı bir insanda bit barınamayacağına inanıldığından, Mihrimah Sultan ve Rüstem Paşa’nın evlenmesinin önünde bir engel kalmaz. 26 Kasım 1539′da Şehzade Cihangir ve Şehzade Bayezid’in sünnet düğününde Rüstem Paşa ve Mihrimah Sultan evlenirler ve Rüstem Paşa o tarihten itibaren Damat Rüstem Paşa olur.

Kehle-i İkbal Rüstem Paşa

Talih insanın yanında olmayagörsün, ufacık bir bit bile, insana cihan padişahının damadı olmasının yolunu açabilir. Halk böylesine talihi yaver giden Rüstem Paşa’ya lakap takmakta gecikmez: “Kehle-i İkbal” (İkbal Biti) Rüstem Paşa… Hatta bir bit sayesinde kazanılan bu damatlık için beyitler bile yazılır:

Olucak bir kişinin bahtı kavi talii yar.
Biti dahi mahallinde anın işine yarar.

Yar olursa eğer talih ve bahtı kişinin
Kahlesi dahi revacına sebep olur işinin

Hürrem Sultan’ın yardımlarıyla Kanuni’nin damadı olan Rüstem Paşa o tarihten itibaren kendisine bu ikbal yolunu açan Hürrem Sultan’ın sadık bir bendesi olup çıkar, her türlü entrikada onun en güvendiği insan oluverir.

1544 yılının Aralık ayı, Rüstem Paşa’nın hayatındaki en önemli günlerden biridir. O gün, daha önce Osmanlı tarihinde daha önce hiç görülmediği biçimde divan toplantısı sırasında Sadrazam Süleyman Paşa ile İkinci Vezir Hüsrev Paşa arasında bir kavga patlak verir.  Kavga öylesine büyüktür ki, iki vezir birbirlerine hançer çekmiş, ancak güçlükle ayrılabilmişlerdir. Divan toplantısında yaşananları Lütfi Paşa, yazdığı Tevarih-i Ali Osman’da şöyle anlatır:

Süleyman Paşa ve Hüsrev Paşa padişah-ı âlem penah huzurunda bazı hususdan ötürü namakul ve naseza (münasip olmayan) kelimatlar idüp gayetle edepsizlik ittiklerinden ötürü padişah-ı zaman dahi hayli bi-huzur olup ikini dahi vezaretten azleyledi…

İki vezirin neden kavgaya tutuştuğu hakkında fazla bir bilgi bulunmuyor ama İsmail Hami Danişmend’e göre kavganın nedeni bizzat Damat Hüsrev Paşa’nın iki vezirin arasına soktuğu fitnedir.

Kavganın nedeni ne olursa olsun, birinci vezir ve ikinci vezir Kanuni tarafından görevden alınınca, üçüncü vezir Damat Rüstem Paşa kendini bir anda sadrazam olarak bulur. Talih yine beklenmedik bir şekilde bir defa daha yüzüne gülmüştü!

Rüstem Paşa konumunu sağlamlaştırdıktan sonra devlet mekanizmasındaki kilit konumlara kendine yakın adamları yerleştirmeye hemen başlar. Görevin gerektirdiği liyakata sahip olsun ya da olmasın! Büyük Türk denizcisi Barbaros Hayrettin Paşa’nın ölümünün ardından Kaptan-ı Derya makamına önce Sokullu Mehmet Paşa’nın ardından kendi kardeşi Sinan Paşa’nın gelmesi gayet dikkat çekicidir. Zira ikisi de ömürleri boyunca Marmara’dan dışarı çıkmayan, denizcilikle uzaktan yakından ilgileri olmayan kişilerdir.

Fakat hiç kuşkusuz, Damat Rüstem Paşa’nın hayatı boyunca beddualarla anılmasına neden olan olay Şehzade Mustafa’nın öldürülmesine neden olan entrikalardaki parmağıydı. Hazırladığı sahte mektuplarla Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlunun kendisine karşı bir isyan hazırlığında olduğuna inanmasını sağlamış, Osmanlı’nın en parlak şehzadelerinden birinin öldürülmesine neden olmuştu. Damat Rüstem Paşa, hem sadrazamlıktan olacağı, hem de padişah eniştesi olma olasılığını yitireceği korkusuyla Hürrem Sultan’ın entrikalarının başyardımcısı olarak Şehzade Mustafa’yı bertaraf etmek için elinden geleni yaptı ve sonunda başardı (Bu konu oldukça ayrıntılı biçimde Şehzade Mustafa Nasıl Öldürüldü yazısında anlatılmıştır).

Şehzade Mustafa’nın öldürülmesinden sonra Damat Rüstem Paşa veziri azamlık makamından alınmış, ama Kanuni sayesinde hayatını kurtarmayı başarmıştı. Kara Ahmet Paşa’nın sadrazam olduğu bu dönemde Üsküdar’da ikamet ediyor ama entrikalarından bir an bile vazgeçmiyordu. Hürrem Sultan ve Mihrimah Sultan’da bu süre boyunca Kanuni’ye baskı yapmaktan, Rüstem Paşa’nın haksız yere azledildiğini sızlanmaktan vazgeçmediler. Herkes farkındaydı ki, Damat Rüstem Paşa eninde sonunda sadrazamlığa geri dönecekti. Örneğin Avusturya elçilik heyeti görevlisi Busbecq, bu ara dönemde, tekrar sadrazam olacağına emin olduğundan elçilik heyeti çalışanları ile birlikte Damat Rüstem Paşa’yı ziyaret ederek birçok armağanlar vermişti.

Gerçekten de 2 yıldan yalnızca 1 hafta eksik süre sonunda, 29 Eylül 1555’te, ölene kadar bir daha ayrılmayacağı sadrazamlık makamına bir kez daha getirildi. Öylesine kindardı ki, göreve gelir gelmez ilk iş olarak Şehzade Mustafa’nın ölümünden sonra kendi aleyhine yazdığı mersiyeden dolayı Yahya Bey’i idam ettirmek istemişti. Yahya Bey canını, Kanuni’nin araya girmesi ve damadını “Bu makulelere kulak tutma ve intikam kasdin etme” diyerek azarlamasıyla zorlukla kurtarmayı başarabildi.

Ebvab-ı Rüşvet Fatihi Damat Rüstem Paşa

Damat Rüstem PaşaRüstem Paşa’ya takılan lakaplardan biri de pek haklı olarak “Ebvab-ı Rüşvet Fatihi” yani “rüşvet kapısını fetheden”dir. Rüstem Paşa Osmanlı devlet düzeneğine rüşveti sokan kişi olmakla kalmamış, aynı zamanda rüşveti tarifeye bile bağlamıştır. Kanuni dönemi gibi Osmanlı’nın en güçlü döneminde devlet yapısına fazla zarar vermeyen rüşvet içten içe devleti kemirmiş ve Osmanlı’nın çöküş sürecini hızlandırmıştır. Fuzuli’nin çok bilinen yapıtı Şikayetname’sinin o ünlü satırlarının bu dönemde yazılmış olması  bir rastlantı değildir:

Selam verdim rüşvet değildir deyu almadılar. 
Hüküm gösterdim, faidesizdür deyu mültefuid olmadılar.

Örneğin biraz önce adı geçen Avusturya elçisi Busbecq, Osmanlı ile kendi devleti arasındaki barış görüşmelerinde Rüstem Paşa’nın aracı olmasını istemiş, bunun karşılığında ilk taksit olarak 5.000 duka altın göndermiş, Damat Rüstem Paşa bu işin zor olduğunu belirterek geri göndermiştir. Ama bir şartla: İş bitince kabul edeceğini belirterek kendisi için saklanması koşuluyla!

Ünlü Osmanlı tarihçisi Peçevi, Rüstem Paşa’ya rüşvet vererek makam sahibi olanların bir daha görevlerinden alınmadığını yazar. “Rüşvetçilerin gayet ehl-i insafından idi”  dediği Damat Rüstem Paşa’nın rüşveti nasıl tarifeye bağladığını da şu örnekle anlatır:

Bir defasında Erzurum Beylerbeyisi “at bahası” deyü beş bin altun ihda ider. Üç bini alup iki bini reddider. Ol mansıbın bundan ziyadesine tahammülü yoktur der…

Görüleceği üzere Rüstem Paşa rüşveti bile tarifeye bağlamış, kendisine gönderilen 5.000 altının 2.000’ini reddederek gayet insaflı davranmıştır…

Kanuni Sultan Süleyman’a, Rüstem Paşa’nın rüşvet aldığına ilişkin imzasız ihbar mektupları da geliyordu elbette ama hiçbirinden bir sonuç çıkmıyordu. Örneğin bunlardan biri Mirçe’nin Eflak Voyvodalığına getirilmesi ile ilgiliydi. İhbar mektubunda Mirçe’nin, Radu’nun Mısır’a sürgüne gönderilmesinden sonra boşalan voyvodalığa getirilmesi karşılığında Hazine-i Hümayun’a değil de Rüstem Paşa’ya 1 milyon akçe pişkeş (astın bağlı bulunduğu kişiye saygı ve bağlılık işareti olarak sunduğu armağan) verdiği ve bunun halktan zorla toplandığı yazılıydı. Üstelik bu pişkeşin belgesi Ruznâme defterine de aynen kayıt düşülmüştü.  Ne var ki bu ihbar mektubunun hiçbir faydasının olmadığı, Mirçe’nin 8 yıl görevde kalmasından anlaşılabiliyor.

Rüstem Paşa kimdir sorusuna çoğu tarihçinin Osmanlı tarihinin en zengin sadrazamı yanıtı vermesi boşuna değildir.  Rüstem Paşa’nın bu akıl almaz serveti, Romalı konsüller Crassuc ve Lucullus’un servetlerini gölgede bırakacak derecededir. Öylesine büyüktü ki bu servet, Damat Rüstem Paşa’nın ölümünden sonra kendisine kalan miras ile Mihrimah Sultan da Osmanlı tarihinin gelmiş geçmiş en zengin kadını olmuştu. Hatta Mihrimah Sultan’ın, Kanuni’yi Malta’ya sefer düzenlemeye ikna etmek için kendi parasıyla 400 gemi yaptıracağına söz verdiği bile rivayet edilir. Peçevi tarihi Rüstem Paşa’nın servetinin dökümünü ana hatlarıyla şöyle verir:

  • 130’u altın işlemeli 8.000 Kuran-ı Kerim,
  • 5.000 kitap,
  • 2.900 at,
  • 5.000 hil’at (Değerli kaftan),
  • 1.100 altın işlemeli üsküf,
  • 2.009 yük kumaş,
  • 130 altın üzengi,
  • 130 çeşit zırh,
  • 1.000 yük külçe ham gümüş,
  • 860 altın işlemeli kılıç,
  • 1.500 gümüşlü tolga,
  • 1.000 gümüş topuz,
  • 1.160 yularlı deve,
  • 80.000 tülbent,
  • 600 gümüş eğer,
  • 500 altın işlenmiş eğer,
  • 33 kıymetli mücevher,
  • 1.000 çiftlik,
  • 476 çarklı değirmen.

Rüstem Paşa 19 Temmuz 1561’de İstanbul’da öldüğünde Osmanlı tarihinin en uzun ömürlü iktidarlarından birine sahip olarak ölmüştü. İki sadrazamlık dönemi toplam 14 yıl, 9 ay, 11 gün sürmüştü. İktidar ve liyakatten mahrum denilemez ancak böylesine sevilmeyen bir kişinin bu kadar uzun bir süre iktidarda kalmasının tek nedeni Kanuni’nin tek damadı olması ve Hürrem Sultan’ın her koşulda onu korumasıdır. Kanuni’nin damadı olması nedeniyle Damat Rüstem Paşa’yı iktidarda tutmayı sürdürmesi Türk tarihinin altın dönemlerinden biri olan bir çağın en kötü cephelerinden birisidir. Çünkü Rüstem Paşa yalnızca rüşveti Osmanlı’ya sokmakla kalmamış  ayrıca Osmanlı Devleti’nin miri toprak rejimini de yozlaştırmış; devlet arazileri onun döneminde açık arttırma ile mültezimlere satılarak Osmanlı Ordusu’nun belkemiği kırılmıştır.

Rüstem Paşa’nın naaşı, Şehzade Cami’nin türbesinde gömülüdür.

Etiketler:,

2 Yorum »

Yazı hakkındaki yorumunuz!

Düşüncelerinizi paylaşın ya da geri bildirim yapın. Ayrıca Comments Feed RSS'den okuyun.

Spam, reklam, argo sözcük içeren ya da konuyla ilgisiz yorumlar onaylanmayacaktır!