İzmir Suikasti

1925-1926 yıllarında genç Türkiye Cumhuriyeti büyük değişimler yaşıyordu. Yapılan devrimlerle ülke ve ulus yeniden inşa edilmek isteniyordu. Her devrimde olduğu gibi Türk Devrimi’nde de yapılan devrim hamlelerinden hoşnut olmayan gruplar vardı. Yurdun kimi bölgelerinde devrim aleyhtarı gösteriler ve ayaklanmalar çıkmış ve bu ayaklanmaların sonucunda Takrir-i Sükun Kanunu çıkarılmıştı. Böylesi bir ortamda Mustafa Kemal, yapılan devrimlerin halk üzerindeki etkisini ölçmek ve yenilerine hazırlamak için sıklıkla çıktığı yurt gezilerinden birisine daha çıkmak için 7 Mayıs 1926 Cuma günü Ankara’dan gösterişsiz bir törenle trene bindi. 8 Mayıs’ta Konya’ya vardı buradaki görüşmelerinden sonra 10 Mayıs’ta Taşucu’ndaki örnek çiftliğini ziyaret ederek incelemelerde bulunduktan sonra burada beş gün dinlendi. Daha sonra Adana, Konya ve Bursa’ya uğrayarak 13 Haziran’da Balıkesir’e vardı.1

14 Haziran’da Balıkesir’den İzmir’e geçmek üzereyken İzmir Valisi Kazım (Dirik) Bey’den Mustafa Kemal’e çok acele ulaştırılması istenen bir telgraf aldı. Bu telgrafta vali ortaya çıkarılan suikast girişimini Gazi’ye şu şekilde bildiriyordu: “Şahsı devletlerine tertip edildiği anlaşılan mel’ulnane bir suikast girişimi meydana çıkarılmış olduğundan lütfen hareketlerinin tehiri, arz ve rica olunur.”2 Bu haber üzerine Mustafa Kemal gerek İzmir’le gerek Ankara’da İsmet Paşa’yla çok sıkı telgraf haberleşmesine başladı. Olayın kamuoyunda yaratacağı etki kestirilemediği için suikast girişiminin kamuoyundan bir sır gibi saklanması kararlaştırıldı.

İzmir Emniyet Müdürlüğü olayla ilgisi olanları birer birer yakalarken, Mustafa Kemal de gerek olayları daha yakından kontrol edebilmek için gerekse gezisini yarıda kesip halkı şüphelendirmemek için 16 Haziran’da İzmir’e geldi. Gazi, İzmir’e gelişinde büyük sevgi gösterileriyle karşılandı.3 Yapılan soruşturmalar sonucunda olayın basit bir siyasi cinayet girişimi değil suikast sonucunda bir hükümet darbesi gerçekleştirileceği anlaşılınca davaya Ankara İstiklal Mahkemesi’nin bakması kararlaştırıldı. Bunun üzerine Ankara İstiklal Mahkemesi 18 Haziran’da İzmir’e vardı ve ilk iş olarak da Emniyet Müdürlüğünün sürdürdüğü soruşturmalara el koydu.

Ali (Kel) Bey’in başkanlığını yaptığı mahkemenin diğer üyeleri ise Gaziantep milletvekili Ali (Kılıç) Bey, Rize milletvekili Laz Ali (Zırh) Bey, Aydın milletvekili Reşit Galip, savcı ise Denizli milletvekili Necip Ali (Küçüka) idi.4 (İstiklal Mahkemeleri için bkz. Aybars E., İstiklal Mahkemeleri).

Yapılan ilk soruşturmaların sonucunda 18 Haziran 1926’da İstiklal Mahkemesi yayınladığı bildiriyle İzmir suikasti girişimini kamuoyuna duyurdu. Bu bildiride şunlar yazıyordu:

16 Haziran 1926 Çarşamba günü İzmir’e varmak için seyahatta bulunan Reis-i Cumhur Gazi Paşa Hazretlerine bir suikast tertip edildiğinin mahalli hükümetçe haber alınması üzerine bu meş’um (kötü) suikasti icraya memur olanlar silah ve bombalar gibi suç aletleriyle birlikte Gazi hazretlerinin İzmir’e varmasından önce suçüstü yakalanmıştır.5

Bildirinin ilerleyen kısımlarında Lazistan eski milletvekili Ziya Hurşid, Jandarma emeklisi Sarı Efe Edip, Terakkiperver Cumhuriyet Partisi üyesi İzmir milletvekili Şükrü Bey ve isimleri açıklanmayan kiralık katil olarak tutulmuş üç kişiden bahsediliyor. Bu üç kişi Laz İsmail, Çopur Hilmi, Gürcü Yusuf’tu.

Atatürk’e Suikast Girişimine Tepkiler

Ankara İstiklal Mahkemesi’nin yaptığı bu açıklama kamuoyu üzerinde şok etkisi yarattı. Halk Gazi’ye sevgisini göstermek ve suikasti protesto etmek için yurdun çeşitli yerlerinde gösteriler yapmaya başladı. Gazeteler ise olayı kınayan ve lanetleyen yazılar yazarak halkın yaptığı gösterilere katılımı daha da artırmaya çalıştılar. Suikast İzmir’de gerçekleştirilmeye çalışıldığı için İzmir halkı diğerlerinden daha üzgündü. Kurtuluş Savaşı’nın simgesi olmuş bir kent şimdi kendini kurtaran liderine yapılacak suikaste ev sahipliği yapıyordu. Bu, İzmir halkını derinden yaralamıştı. Kendilerinin Gazi’ye ve Cumhuriyet’e bağlılıklarını göstermek için çok büyük bir miting düzenlediler. İzmir’in yayın organları ise bu mitinge katılımı daha da arttırmak için yazılar yazıyorlardı. Hizmet gazetesi mitingin yapıldığı 20 Haziran günü çıkan sayısında İzmirlilere şöyle sesleniyordu:6

Sevgili İzmirli, tarihin hiçbir devresinde lekelenmemiş olan temiz ve pak memleketini cinayetlerin en büyüğü, en aşağı ve en rezili ile karartmak isteyen sefillerin bizden olmadığını haykırmak, Gazi’ye karşı beslediğin ezeli ve ebedi hürmetini bir daha iblağ etmek (göndermek) için bugün mitingimize gel!

Bu çağrılar sonucunda İzmir’de Kışla Meydanı’nda çok büyük bir halk kitlesi toplandı. Halkın galeyana gelip suçluları linç etmemesi için, Mustafa Kemal kendisine bağlılığını göstermeye Naim Palas’ın önüne gelen halkı, hem sakinleştirmek hem de cumhuriyet devrimlerini bırakmaması yönünde bilinçlendirmek için bir konuşma yaptı. Bu konuşmasında halka:

Beni öldürürlerse vatandaşlarımın, intikamımı alacaklarından eminim. Ben ölürsem necip milletimizin, beraber yürümekte olduğumuz yoldan asla ayrılmayacağına mutmainim (şüphem yok), bununla gönül rahatlığı içerisindeyim. Hasımlarımız düşünebildikleri iğrenç çarelere istedikleri kadar başvursunlar. Onların bu hareketleri devrim ateşimizi söndüremez. Onların kendilerini hüsrana, zaman zaman milleti üzüntüye sokan akılsızlara acıyorum. Cumhuriyet hükümetimizin demir pençesi ve yüce İstiklal Mahkemesinin adaletli eli duruma tamamen hakim bulunuyor. Muhterem halka,  sakince beklemelerini tavsiye ederim.7

diye seslenen Gazi konuşmasını “Yaşasın millet! Yaşasın inkılabımız!” diye noktaladı.

İzmir Suikasti ile ilgili 19 Haziran’da Anadolu Ajansı’na verdiği bir demeçte bu suikast girişiminin kendisinden çok Cumhuriyet’e ve onun dayandığı yüksek ilkelere yapılmak istendiğini söyleyen Gazi sonradan özdeyiş haline gelen: “Benim naçiz (değersiz) vücudum bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti sonsuzluğa kadar yaşayacaktır. Ve Türk milleti, güvenliğini ve mutluluğunu sağlayan ve koruyan ilkelerle uygarlık yolunda durmaksızın yürüyecektir.”8 sözüyle Cumhuriyet’in sadece kendisini yok etmekle ortadan kaldırılamayacağını belirtmiştir.

Suikast yurt içinde olduğu kadar yurt dışında da yankı uyandırdı. Rus Dışişleri Bakanı Çiçerin, İsmet Paşa’ya çektiği telgrafta “Türk milletinin istiklaline darbe vurmak için sarf edilen gayretler başarısızlığa mahkumdur.”9 diyordu. Kalinin ise Gazi’ye gönderdiği telgrafla, onun bu olaydan zarar görmeden kurtulduğu için duyduğu mutluluğu bildiriyordu.

İzmir Suikasti Davası: Suçluların Yakalanması ve İlk Sorgular

İzmir suikasti davasından bir kareGiritli Şevki adlı kaçakçı suikast işine karışanlardan Sarı Efe Edip’in suikast öncesi İstanbul’a gitmesinden korkarak suikast olayını İzmir Valisi Kazım Dirik’e yaptığı ihbarla bildirdi. Bunun üzerine suikasti gerçekleştirecek olanlar planlarını gerçekleştiremeden tutuklandılar. Tutanaklardan da anlaşılabileceği gibi suikastin en ateşli savunucusu olan eski Lazistan milletvekili Ziya Hurşid, Gaffarzade Oteli’ndeki odasında yakalandı. Suikastte kullanılacak bomba ve silahları kendi eliyle polise teslim etti. Aynı saatlerde Laz İsmail ve Gürcü Yusuf Ragıp, Paşa Oteli’nde, Çopur Hilmi ise kardeşinin evinde kıskıvrak yakalanarak emniyet müdürlüğünde hazırlanan özel koğuşlara götürüldüler.

Yapılan ilk sorgulamalarda ihbarcı Giritli Şevki olayı şöyle anlatıyordu:

Paşa’nın İzmir’e geleceği gün yapılacak suikaste yardım etmemi teklif etti; kabul ettim. Bütün tertibatı Gazi Paşa’ya hitaben yazdığım bir mektupla Vali Paşa’ya ihbar ettim. Eski milletvekili Ziya Hurşid, Gürcü Yusuf ve Çopur Hilmi benim evimde toplandılar. Bir defa da Tikveşli İdris’in evinin bahçesinde görüştük. Bunlar, Paşa’nın İzmir’e geliş gününde Kemeraltı’nda dört yol ağzındaki Gaffarzade Oteli’nde ve altındaki Berber Nuri’nin dükkanından tabanca ve mermilerle saldıracaklardı. Suikasttan sonra da otomobil ve benim motorumla adalara kaçacaktık.10

Şevki, sorgusunun ilerleyen bölümlerinde suikastten İstanbul milletvekili Rauf (Orbay) Bey’in de haberi olduğunu açıkladı. Laz İsmail ise ilk sorgusunda Ziya Hurşid’in kendisini 1925 kışında Ankara’ya soygun için götürdüğünü ama gerçekte Gazi’ye suikast yapmak için getirildiğini açıklıyordu ve bu konuda kendisine en ufak bir açıklamanın yapılmadığını söylüyordu. Ama İzmir’e suikast işi için geldiklerini ve bu işin içinde Şükrü Bey’in de bulunduğunu itiraf ediyordu. Gürcü Yusuf ise Ankara suikastinin Ziya Hurşid’in kardeşi Ordu milletvekili Faik Bey tarafından engellendiğini ve Rauf Bey’in bu suikastten haberdar olduğunu açıklıyordu. İtirafların ilerleyen kısımlarında Şükrü Bey’le suikast konusunda sık sık görüştüklerini ve para aldıklarını itiraf ediyordu.

İzmir, Ankara ve İstanbul’da suikast ile ilgili tutuklamalar devam ederken Balıkesir’den İzmir’e geçen Mustafa Kemal kendisini ortadan kaldırmak hazırlanan suikastın içyüzünü daha iyi anlayabilmek için Ziya Hurşid ve diğer üç kişiyle Naim Palas’ta görüşmek istedi. 16 Haziran’da gerçekleşen bu görüşmede Gazi, Ziya Hurşid’e: “Ziya Hurşid Bey, uzun zaman beraber çalışmış değil miydik? Nedir bu suikast? Hem de şebekenin elebaşısı, ruhu imişsiniz, öyle mi?” diye sordu. Ziya Hurşid “Öyle doğrudur… suikast yapmaya geldim… ama başaramadık”11 diyordu. Bu kısa konuşmanın üzerine Mustafa Kemal, İsmet Paşa ve Recep Bey ve Ankara ve İstanbul valilerine çektiği telgraflarda Sarı Edip Efe ve Şükrü Bey’in tutuklanmalarını emrediyordu. Ertesi gün Ziya Hurşid Gazi’yle tekrar görüşmek istedi ve görüşmede şu itiraflarda bulundu: “Ben, yenilik ve Cumhuriyet aleyhinde değilim. Yalnız yurtseverliğin belli kişilerin tekeline alınmasına karşıyım. Evet suikasti, biz, yani İzmir milletvekili Şükrü Bey ve Abdülkadir (Cumhuriyetin ilk Ankara valisi) birlikte düzenledik.”12 Gazi, Ziya Hurşid’in açıklamaları doğrultusunda, Ziya Hurşid dışında, suikastin çekirdek kadrosu olarak gördüğü üç kişiyi, Şükrü Bey, Abdülkadir Bey ve Sarı Efe Edip, saptamış ve bunların tutuklanmasını emretmişti.

İstiklal Mahkemesi ve İsmet Paşa Arasındaki Anlaşmazlık

İstiklal Mahkemesi Ankara’dan İzmir’e hareket etmeden önce suikastin basit bir cinayet girişimi değil bir hükümet darbesi olabileceğinden şüphelendiği için başkanlığını Kazım Karabekir’in yaptığı Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın bütün üyelerinin tutuklanmasını emretti. Bunun üzerine başta Karabekir olmak üzere Kurtuluş Savaşı’nın kahramanları olan Terakkiperverliler teker teker yakalandılar. Başbakan İsmet Paşa bu tutuklamaların halkı rahatsız ettiğini Gazi’ye bildirdi ama herhangi bir sonuç alamadı. Daha sonra hiç kimseye danışmadan Ankara Polis Müdürü’ne verdiği emirle Karabekir’in serbest bırakılmasını istedi. Polis müdürü Karabekir’i serbest bıraktıktan sonra bu olayı gerek Mustafa Kemal’e gerekse İstiklal Mahkemesi’ne bildirdi.13 Bunun üzerine İstiklal Mahkemesi verdiği emirle İsmet Paşa’yı her türlü kuvvetin üzerinde bir kuvvete sahip olan İstiklal Mahkemesi’nin emirlerine  uymamak ve uygulanmasına engel olmaktan dolayı tutuklamaya kalkıştı ama Mustafa Kemal’in araya girmesiyle İsmet Paşa’nın İzmir’e çağırılarak suikast hakkında geniş bilgi verilmesi kararlaştırıldı.14 İzmir’e gelen başbakan gerek sorgulamalara katılarak gerekse mahkemenin kendisine verdiği raporlardan sonra yaptığı açıklamada yapılan tutuklamaların yerinde olduğu yolunda bir açıklama yaptı.

Eric Jan Zürcher, “Milli Mücadelede İttihatçılık” adlı kitabında İzmir Suikastiyle ilgisi yapılan tutuklamaların sayısının, kesin bir sayı verememekle beraber, yüzden fazla olduğunu yazıyor.15 Bu sayının doğruluğu biraz havada kalıyor çünkü Ergun Aybars’ın İstiklal Mahkemeleri adlı kitabında da belirttiği gibi İstiklal Mahkemesi’nin Anadolu Ajansı’na verdiği listeye göre bu sayı kırk dokuzdur. (Tutukluların listesi için bkz Aybars E.)16

İzmir Suikasti’nin İçyüzü ve Mahkemeler

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı olan Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı öldürmek için planlanan suikast ile ilgili mahkeme 26 Haziran 1926’da şimdi kütüphane olarak kullanılan İzmir Sinema Salonu’nda başladı. Savcı Necip Ali yapılan soruşturmaların ışığında hazırladığı uzun iddianamesini okudu. İddianamede Terakkiperverli milletvekillerinden bahsedilmedi çünkü mahkeme başladığında Terakkiperverlilerle ilgili soruşturmalar devam ediyordu ve onlarla ilgili iddianamenin mahkemenin gelecek celselerinde sunulması kararlaştırıldı.17

İddianameye göre; İzmir seyahatini fırsat bilen Ziya Hurşid ve adamları Gülcemal adlı vapurla suikasti gerçekleştirmek için İzmir’e gelirler. İzmir’e gelmeden önce, İstanbul’da Şükrü ve Rasim Bey, Ziya Hurşid’e Sarı Efe Edip’e iletilmek üzere kendisine suikast olayında yardım etmesi için bir tavsiye mektubu verir. Mektupta doğrudan suikast olayından bahsedilmez ve tütün işiyle suikast ima edilir. Gerek bu yolculukları gerekse suikastte kullanılacak silahlar için gerekli para İzmir milletvekili Şükrü Bey tarafından karşılanır. Ayrıca kutuların üzerinde Şükrü Bey’in mühürü olduğu için silahlar kontrolden geçmeden İzmir’e rahatça götürülür. İzmir’de dikkat çekmemek için Ziya Hurşid Gaffarzade Oteli’ne Laz İsmail ve Gürcü Yusuf ise Ragıp Paşa Oteli’ne yerleşirler. Ziya Hurşid, Sarı Efe Edip’i devamlı takıldığı Gaffarzade Oteli’nde bulur ve ona Rasim Bey’in gönderdiği mektubu verir. Edip mektubu okuduktan sonra yırtar ve adama ihtiyacı olduğunu söylemesi üzerine Ziya Hurşid iki tane adamının olduğunu söyler. Bunun üzerine, ertesi gün İdris’in bahçesinde bulunup suikastin detaylarını konuşmak üzere anlaşırlar. Sarı Efe Edip buluşmaya, olayı ihbar eden Girit Şevki ve Çopur Hilmi’yi de getirir.

İlk önce Çeşme yolunda yapılması kararlaştırılan suikast Edip Bey’in duyduğu, buraya beş yüz jandarma gönderildiği haberi üzerine değiştirilir ve şehir içinde bir yer aranır. Sonunda hiç şüphe çekmeyeceklerine inandıkları Kemeraltı Karakolu’nun önünde karar kılınır. Yapılan planlara göre önce Laz İsmail, Gürcü Yusuf ve Ziya Hurşid tabancalarıyla Gazi’nin aracına ateş edecekler ve gerekirse beraberlerinde götürecekleri bombaları kullanacaklardır. Oluşan kargaşadan istifade Şevki’nin temin ederek hazırladığı otomobille limana oradan da Şevki’nin motoruyla Sakız Adası’na kaçacaklardır. Olay günü İzmir’de bulunmak istemeyen Sarı Efe Edip ve Manisa milletvekili Abidin Bey, 16 Haziran’da İstanbul’a giderler. Bu sırada Gazi’nin Balıkesir gezisi biraz uzayınca, Sarı Efe’nin kendilerini ihbar etmek için İstanbul’a gittiğini düşünen Giritli Şevki yakalanacakları korkusuyla olayı ihbar etmeye karar verir. Vali Kazım Dirik’e yaptığı ihbarın sonucunda Ziya Hurşid ve adamları kaldıkları yerlerde kıskıvrak yakalanırlar.

Daha önceden de belirtildiği gibi bu suikast planı Gazi’ye yapılmaya çalışılan ilk suikast girişimi değil. Aynı grup bir kere Ankara’da bir kere de Bursa’da suikast yapmayı planlamıştır. Ankara’daki suikast gerek Ziya Hurşid’in kardeşi Faik Bey gerekse bazı milletvekillerinin araya girmesiyle engellenmiştir. Bursa’ya suikastin yapılıp yapılamayacağını incelemek için giden Laz İsmail dikkat çekmemek için Naciye isminde bir kadını yanına alır. Yaptığı incelemelerin sonunda hem Bursa’nın yeteri kadar tanınmaması hem de kendilerine yardım edecek adamın olmamasından dolayı buradaki suikastten vazgeçilmesi gerektiğini bildirir ve Bursa suikastinden vazgeçilir.18

Savcı iddianamesinin sonunda İzmir Milletvekili Şükrü, Eskişehir Milletvekili Arif, Saruhan (Manisa) Milletvekili Abidin, Miralay emeklisi Rasim, Lazistan eski Milletvekili Ziya Hurşid, Laz İsmail, Gürcü Yusuf, Sarı Efe Edip, Çopur Hilmi, Nimet Naciye, İdris, yedek subay Bahaeddin, Torbalılı Emin, hizmetli Şahin ve yakalanamayan eski Ankara Valisi Abdülkadir Beylerin cumhurbaşkanını öldürmek ve yönetimi ele geçirmek için suikast tertiplediklerini iddia eder. Naciye, İdris, Torbalılı Emin, Bahaeddin ve Şahin’in beraatını diğerlerinin ise Ceza Hukuku’nun 57. maddesinden yargılanmasını talep eder.19

Ziya Hurşid mahkemedeki yargılaması sırasında hakimin söylediği: “Açık olarak suikaste niyetli geldiğinizi söylüyorsunuz. İtiraf ediyorsunuz.” sözüne karşılık: “Evet gizlenecek bir şey yok. Dosdoğru, apaçık söylüyorum” diyerek suçlamalar kabul ediyor20 ve bu işe kendisiyle beraber suikast girişiminde rol alanları ve Ankara’da ve Bursa’da suikast yapmak için neler yaptıklarını mahkeme önünde açıklıyordu. Ziya Hurşid, Terakkiperverlilerin çoğunun bu olaya karışmadıklarını ve gerek onlarla gerekse İttihatçılarla hükümet darbesi yapmayı kararlaştırmadığını, suikasti yalnızca kendi hesabı için yaptığını bu yüzden 57. maddeye göre yargılanmaması gerektiğini söyledi. Buna kanıt olarak da suikast olayı sonrasında Sakız Adası’na kaçmayı planlamasını gösterdi.

Laz İsmail, Gürcü Yusuf ve Sarı Efe Edip’in yargılamalarından sonra İzmir milletvekili Şükrü Bey’in yargılanmasına geçildi. Mahkeme başkanı Ali Bey, Şükrü Bey’in Terakkiperver’le olan ilişkileriyle ilgili soruları uzayınca Şükrü Bey mahkeme başkanına: “Beni partimden dolayı suçlamak için mi buraya getirdiniz?” diye sorar, Ali Bey ise “Parti prensiplerine bürünerek bir suikastin birinci dereceden suçlusu olarak karşımda bulunuyorsunuz.” diye çıkışır. Şükrü Bey suikastle ilgili bütün suçlamaları reddedince kendisiyle önce Rasim Bey’in sorgu metni okunur. Sonrasında da kendisiyle yüzleştirilmek için sırasıyla Sarı Efe Edip, Rasim Bey, Ziya Hurşid, İsmail ve Faik Beyler mahkeme salonuna çağırılmış ve Şükrü Bey’le yüzleştirme yapılmıştır.21 Çağırılan herkes suikast olayında Şükrü Bey’in önemli bir rolü olduğunda hemfikirdi ama Şükrü Bey kendisini suçlayanları çıldırmışlıkla suçla-dı.

Yapılan yüzleştirmeden sonra verilen aradan sonra Savcı Necip Ali hazırladığı ek iddianame ile Kazım Karabekir, Ali Fuat (Cebesoy), Refet (Bele), Sabit (Sağıroğlu), Halis Turgut, Münir Hüsrev Göle, İttihatçıların içişleri bakanlarından İsmail Canbulat, Halis Turgut, ve eski Maliye Bakanı Cavit Bey ile Kara Kemal’in cezalandırılmasını istedi.22

Paşaların sorgusu, 3 Temmuz’da Milli Mücadele’nin en büyük kahramanlarından Kazım Karabekir ile başladı. Kazım Karabekir’in sorgusunda üniformalarıyla gelen bir grup subay da dinleyici olarak katıldı. Kamuoyunun bütün dikkati suikastin elebaşılarının yargılanmasından çok paşaların yargılanmasındaydı. Kazım Karabekir sorgulanması sırasında diğer bütün devrimlerde olduğu gibi Türk Devrimi’nde de gerçekleşen “devrim kadrolarının devrimden sonra yollarının ayrılmasına” ilişkin yaptığı yorumda: “Her devrimde ilk günlerde beraber çalışanlar, amaca vardıktan sonra, araya giren sığıntı çıkarcılar yüzünden ayrılır, parçalanırlar. İçimize öyle kimseler karıştı ki; ne Gaziyi, ne de İsmet Paşa’yı, eski arkadaşlarıyla, eski yolda beraber yürütmeye imkan kalmadı. Her gün üzerimize saldırıldı, sanki bizler, cahil kafalı softalardan daha yobazmışız gibi gazetelerde aleyhimize yayınlar yapıldı ve bunları susturmak isteyen de olmadı.” dedi. Bu yorum Milli Mücadele kahramanlarını mahkeme önüne çıkaran olayların üstü kapalı eleştirisiydi.

İstiklal Mahkemesi İzmir Suikasti Davası Kararını Açıklıyor

Yapılan sorgular, yüzleştirmelerden sonra, 11 Temmuz’da İstiklal Mahkemesi Savcısı Necip Ali 12 kişinin idamını, 6 kişinin ise ağır hapis cezasına çarptırılmasını isterken aralarında Cavit Bey, Rauf Bey, Adnan Bey’in de bulunduğu 9 kişinin davasına Ankara’da devam edilmesini istedi. 13 Temmuz’da açıklanan mahkeme kararınaa göre savcının idamını istemediği İsmail Canbulat, Halis Turgut ve Rüştü Paşa’nın da eklenmesiyle 2 kişininki gıyabında olmak üzere 15 kişinin idamını isterken, diğer dokuz kişinin davasına ise Ankara’da devam edilmesine karar verdi. Bu karara göre idamları istenenlerin listesi şöyleydi:

  1. Şükrü Bey, İzmir Milletvekili
  2. İsmail Canbulat Bey, İstanbul Milletvekili
  3. Arif Bey, Eskişehir Milletvekili
  4. Abidin Bey, Saruhan Milletvekili
  5. Halis Turgut Bey, Sivas Milletvekili
  6. Rüştü Paşa, Erzurum Millet            vekili
  7. Ziya Hurşid, Eski Lazistan   Milletvekili
  8. Hafız Mehmet Bey, Trabzon eski Milletvekili
  9. Laz İsmail
  10. Gürcü Yusuf
  11. Çopur Hilmi
  12. Sarı Efe Edip Bey
  13. Emekli Albay Rasim
  14. Kara Kemal, Eski Gıda Bakanı (gıyaben)
  15. Abdülkadir Bey, Ankara eski Valisi (gıyaben)

Davalarının Ankara’da devam edilmesine karar verilenler ise; Rauf Bey, Adnan Bey, Rahmi Bey, Hilmi Bey, İhsan Bey, Cavit Bey, Selahattin Bey, Kara Vasıf Bey, Hüseyin Avni Beyler’dir.23 Diğer kişiler ise beraat etmiştir.

Verilen idam cezaları İzmir’in değişik yerlerinde infaz edildikten sonra İstiklal Mahkemesi İzmir Suikasti’nin Ankara’daki ikinci davasını görmek için 17 Temmuz’da Ankara’ya hareket etti. 18 Temmuz’da başlayan davanın sonucunda Maliye eski Bakanlarından Cavit Bey, Ardahan eski Milletvekili Hilmi Bey, İttihat ve Terakki Partisi’nin sorumlu sekreterlerinden Nail Bey, Anayasa’yı değiştirmek, kaldırmak, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni devirmek ve zorla görev yapmasını önlemekten idama, bir kısım ittihatçı ise hapis cezasına çarptırıldı. Suikast girişimini ihbar eden Giritli Şevki ise 6.500 lira ödül aldı.

Sonuç

İzmir suikastinin elebaşılarından olan Ziya Hurşid idam sehpasına giderken asılacak olanların isimlerini duyunca, “Galiba bazıları idama müstehak değillerdi, bir yanlışlık olmalı.” demişti. Ankara’daki mahkemelerin sonucunda asılan Cavid Bey ise oğluna bıraktığı günlüğünde: “Gazeteler, suikasttan bahsediyorlardı. Bekir Sami için hadi neyse? Benim için? İki seneden beri siyasete kati olarak veda etmişim. Yakından uzaktan hiçbir şeyle alakam yoktur.” diye yazmıştı. Özellikle Cavid Bey’in suçsuzluğu ve suçsuz yere asıldığı bugün ispatlanmıştır ama İzmir Suikasti ve İstiklal Mahkemelerinin kimi çevreler için önemi bitmemiştir. Bu gruplar yargılamaların yapıldığı ortamı devrim ortamı; İstiklal Mahkemeleri’ni de devrim mahkemeleri olduğunu ve devrimlerin büyük çalkantılarla yaşandığını hiç düşünmeden İstiklal mahkemeleri aracılığıyla, Atatürk ve çalışma arkadaşlarına ve ülkeyi kuran ideolojiye küfrediyorlar. İstiklal Mahkemeleri’nin yargılaması adil ve demokratik olmayabilir ama o zamanki koşullar da büyük bir devrimin yarattığı kaos ortamıydı, çağları yıllara sığdırmaya çalışan bir ülke vardı ortamda. İşte böylesi bir ortamda yapılan bir mahkeme Cumhuriyet’e ve kazanımlarına küfür eden grupları tek bir çatı altında birleştiriyor. Tıpkı asılan Cavid Bey’in oğlu Şiar Yalçın’ın da belirttiği gibi:

Cavid Bey (babam) Batıcı, üstelik mason olduğu için pek sevmedikleri bir insandan medet umarak Atatürk’ü, İstiklal Mahkemeleri’ni ve laik Cumhuriyet rejimini kötülemeye çalışıyorlar. Cavid Bey konusunda aynı şeyi bazı sol aydınlarda yapmaktadırlar. Halbuki asıl amaçlan Atatürk’ü vurmak, sözde O’nu milletin gözünden düşürmektir! Aynı şekilde bugün aralarında bazı bilim adamlarının da bulunduğu sözde liberal ve demokrat “İkinci Cumhuriyetçiler de babamı kendilerine bayrak edinmişlerdir. Bunlar, artık dalalet ve hıyanet demeyelim de, bir garip akademik gaflet içinde Atatürk’e ve onun temsil ettiği her şeye karşı olup meşrutiyet inkilabını Türkiye’nin tek ve gerçek devrimi ve Atatürk’ü de gasip (yağmacı) sayarlar.24

Atatürk’ü ve arkadaşlarını yağmacı olarak niteleyen gruplara karşı verilecek en iyi yanıt bu tarihi olayları bütün gerçekliğiyle ortaya koymak ve onları sadece tarih önünde yargılamak olacaktır.

Kaynakça

  1. Özkaya, Yücel, ATAM Dergisi, Cilt 22, Sf 67
  2. Öztürk Kazım, Türk Parlamento Tarihi, Cilt 2, TBMM Vakfı Yayınları, 1993, Sf 554.
  3. Aybars, Ergün, İstiklal Mahkemeleri, 9 Eylül Üniversitesi Yayınları, İzmir, 1988, Sf 424.
  4. Zürcher, Erik Jan, Milli Mücadelede İttihatçılık, Bağlam Yayınları, İstanbul, 1995, Sf 207.
  5. Erman, Azmi Nihat, İzmir Suikasti ve İstiklal Mahkemeleri, Temel Yayınları, İstanbul, 1971.
  6. Aybars age Sf 428
  7. Kandemir, Feridun, İzmir Suikasti’nin İç Yüzü, Ekicigil Matbaası, İstanbul, Sf 6-7.
  8. Goloğlu, Mahmut, Devrimler ve Tepkileri, Turhan Kitabevi, Ankara, Sf 195.
  9. Öztürk, age.
  10. Mumcu, Uğur, Gazi Paşa’ya Suikast, Tekin Yayınevi, İstanbul, 1994, Sf 10.
  11. Mumcu, age Sf 13.
  12. Mumcu age Sf 14.
  13. Erman age Sf 38.
  14. Goloğlu age Sf 194.
  15. Zürcher age Sf 207.
  16. Aybars age Sf 438.
  17. Erman age Sf 54.
  18. Goloğlu age.
  19. Erman age Sf 72-73.
  20. Mumcu age Sf 38.
  21. Kandemir age Sf 60.
  22. Mumcu age Sf 56.
  23. Duru, Orhan, Amerikan Gizli Belgeleriyle Türkiye’nin Kurtuluş Yılları, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2001, Sf 230
  24. Öztürk, age Sf 624-625.
4 Yorum

YAZI HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİNİZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir