Mohaç Meydan Savaşı

Osmanlı Türkleri Rumeli’ye ayak bastıkları tarihten itibaren bir buçuk yüzyıldan fazla bir zamanda karşılarında ya düşmanlarına yardım eden ya da düşman olarak Macarları görmüşlerdir. Macarlar kendilerini Katolik dünyanın koruyucusu olarak benimsemişler, Avrupa’yı yaklaşan İslam tehlikesine karşı korumayı görev bellemişlerdi. Bu nedenle Türklerin Macarlara, Macarların Türklere karşı olan düşmanlıkları Macaristan’ın zaptı ve Macar krallığının kaldırılmasına kadar devam etmiştir.

İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet’in Balkanlar’ı ilhakı ve Anadolu’da Türk birliğini kurmasıyla Osmanlı Devleti bir imparatorluk niteliği kazanmış ve devrin en büyük devletleri arasına girmiştir. Yavuz Sultan Selim’in doğu ve güneyde bulunan iki rakibini -Safeviler ve Memlukler- bertaraf etmesinden sonra sıra batıdaki rakibe gelmişti. Bu rakip ise Macarlardı. Bilhassa Fatih devrinde Balkanların fethi sırasında Macarlarla bir kaç defa karşı karşıya gelen Türkler bu devlete karşı kesin sonucu bir türlü elde edememişlerdi.

Kanuni Sultan Süleyman’ın tahta geçtiği sırada doğuda Osmanlı İmparatorluğu’na kafa tutacak ve Avrupa’ya bir sefer yapıldığı takdirde kendisini arkadan vuracak bir kuvvet kalmamıştı. Bunun için genç padişahın ilk işi büyük dedesinin deneyip de alamadığı iki önemli kaleyi almak oldu. Kanuni, tahta geçmesinden bir yıl sonra 1521’de büyük bir ordu ile Belgrad üzerine yürüdü. Belgrad bu devirde Macarların elindeydi ve Orta Avrupa’nın kilidi durumundaydı. Belgrad’ın alınmasından sonra Avrupa kapıları Türklere açılacaktı. Kalenin önemini anlayan Kanuni, karadan ve Tuna yoluyla sevk ettiği ordu ile Belgrad’ı kuşattı. Bir aylık bir kuşatmanın ardından kale Türk ordusunun gayret ve cesaretine dayanamayarak teslim olmak zorunda kaldı (Ağustos 1521).

Belgrad’ın fethini, yine Fatih Sultan Mehmet zamanında denendiği halde alınamamış olan Rodos Adası’nın fethi takip etti (1522). Anadolu’ya yakınlığı ve Doğu Akdeniz’in hâkim bir mevkiinde bulunması sebebiyle, Rodos’un alınması gerek deniz ticareti ve gerekse Anadolu sahillerinin güvenliği bakımından olumlu sonuçlar doğurmuştur. Bu başarılardan sonra Türk atlılarına Avrupa yolları açılmış ve Türk denizcileri Akdeniz’de egemenlik kurmayı başarmışlardır.

Tüm bu fetihlerle, bir buçuk yüzyıldan beri devam eden Türk-Macar ilişkilerinin son safhasına ve kesin sonucuna yaklaşılmış oluyordu. Belgrad’ın alınması Macarlarla savaşı kaçınılmaz bir hale getirmişti. Devamlı savaşa hazır halde bekleyen Osmanlı ordusunun Macaristan’ı fethetmesi için artık bir bahanenin ortaya çıkması bekleniyordu. Nihayet beklenen fırsat da bir süre sonra çıktı.

Mohaç Savaşı'nda Kral Layoş'un ölümü

Mohaç Meydan Savaşı’nın Gerçek Nedeni

1525 yılının Aralık ayında Fransa elçisi Kont Jean Frangipani, Kanuni Sultan Süleyman tarafından kabul edildi. Elçi, Fransa Kralı I. François tarafından değil, annesi Louise de Savoie tarafından gönderilmişti. Çünkü Avrupa egemenliği için mücadele etmekte olan Fransa Kralı François I., Kutsal Roma Cermen İmparatoru Charles Quint’e (Şarlken) esir düşmüş ve hapsedilmişti. François I.’in annesi, Kanuni’ye müracaat ederek oğlunun hapisten kurtarılması için yardım ricasında bulunuyordu. Zira Şarlken’e kafa tutup Fransa kralını hapisten kurtarabilecek tek bir kuvvet vardı ki, o da büyük Türk hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman’dan başka birisi değildi. Bu nedenle Osmanlı hükümdarının Fransa kralına verdiği yanıt, Kanuni devrinin azametini göstermeye yeterlidir. Böylece, görünüşte Fransa kralına yardım için, aslında ise Orta Avrupa’yı fethetmek gayesiyle derhal sefere karar verildi ve Kanuni 3. seferine çıkmak için 23 Nisan 1526’da İstanbul’dan ayrıldı.

Asıl ordu Macaristan’a ulaşmadan önce Vezir-i Azam İbrahim Paşa 3 Haziran’da öncü birlik olarak ileri gönderildi. 14 Temmuz’da Tuna Nehri’nin güney kıyısında bulunan ve stratejik öneme sahip Petervaradin şehri kuşatma altına alındı. Belgrad’ın 56 km. kuzeybatısında bulunan Petervaradin alındığı takdirde, uçsuz bucaksız Macar Düzlüğü Türk süvarilerine tamamen açılmış, korunmasız kalacaktı.  Yalnızca 1 gün sonra şehir, 13 gün sonra ise şehri koruyan kale düşürüldü. 8 Ağustos’ta ise Uylok Kalesi ele geçirildi. Aynı gün Osiyek kenti kendiliğinden teslim oldu

Bu sırada Kanuni de İbrahim Paşa’ya yetişmişti. Osiyek’in düşmesinden sonra Drava üzerinde kurulan köprüler vasıtasıyla Türk ordusu Macar topraklarına adımını atmış, geçişi engellemek isteyen Macarlar başarısız olmuşlardı. Ordunun geçmesinin ardından Kanuni verdiği bir emirle 23 Ağustos’ta Drava köprüsünü yıktırdı. Verilmek istenen mesaj çok açıktı. Bu hareketiyle Macaristan’ı kesin olarak fethetmek ve geri dönmemek niyetinde olduğunu açıkça ortaya koyuyordu. Artık Türk ordusu Macar ovasında idi. Türk ordusu İstanbul-Mohaç yolunu (1500 km.) 4 ay 6 gün zarfında yürümüştü. Bu yürüyüş sırasında iki önemli ırmak aşılmış, bazı kaleler ele geçirilmiş ve düşman topraklarında yol alınmıştı.  Oysa Macar ordusu, Budapeşte-Mohaç arasındaki 170 km.lik mesafeyi üstelik dümdüz ve engelsiz Macar Ovası’nda yürümesine karşılık ancak 38 günde alabilmişti. İki ordu arasındaki disiplin farkı çok açık belli oluyordu.

Osmanlı Türklerinin Macaristan üzerine yürüdüklerini haber alan Macar Kralı Layoş II. (Lui) bir taraftan savaşa hazırlanırken, diğer taraftan da Avrupa devletlerine müracaat ederek yardım istemişti. Fakat gelen yardımlar hem istenilen miktarda değildi, hem de Türk ordusunun bu kadar hızlı yol alabileceği hesaba katılmadığından çok geç kalmışlardı. Buna rağmen Macar ordusu Avrupa’nın sayılı kara ordularından birisi idi. Ağır zırhlarla donamış Macar süvarilerin ünü tüm Avrupa’da biliniyordu.

29 Ağustos’ta iki ordu da Mohaç Ovası’na varmış, kozlarını paylaşacakları meydan savaşını bekliyorlardı.  Mohaç Ovası’nın bir tarafı Türklerin “Karasu” adını verdikleri bataklıkla çevriliydi; uzun süredir hiç durmaksızın yağan yağmur hızını kesmişti ama ovayı da çoktan yer yer bataklık durumuna getirmişti. Kanuni Sultan Süleyman, sonradan “Türk Tepesi” ve “Hünkar Tepesi” adlarını alacak olan Mohaç Ovası’nın en yüksek tepesinde kurmay heyeti ile birlikte vadiyi izliyordu.

Türk ordusunun mevcudu yaklaşık 100.000, Macar ordusunun ise 150.000 idi. Fakat Türk ordusunun büyük bir avantajı vardı. Macar ordusundaki 100 topa karşılık Türk ordusu, Avrupa ordularının hiçbirinde bulunmayan derecede mükemmel 300 topa sahipti ve bu toplar Mohaç Meydan Savaşı başladığında büyük üstünlük sağlayacaklardı. Macar ordusunun büyük çoğunluğunu Macarlar oluştursa da; Lehistan, Alman, Çek, İtalyan ve Papalık birlikleri de azımsanamayacak sayıdaydı. Türk ordusunun merkez kanadına Kanuni Sultan Süleyman komuta ediyordu. Sol kanattaki Rumeli sipahilerine Damat İbrahim Paşa, sağ kanattaki Anadolu sipahilerine ise Anadolu Beylerbeyi Behram Paşa.

Savaş meclisi toplandığında Semendire Beyi Malkoçoğlu Bali Bey çok önemli bir uyarıda bulundu. Zincirlerle birbirine bağlanmış olan Macar süvarileri, eğitimli binekleri ile saldıracakları bir cepheyi çok zor duruma sokabilirlerdi. Serhat boylarında savaştıklarından, Türk akıncı beyleri, Macar süvarilerinin bu taktiklerini çok iyi biliyorlardı. Malkoçoğlu Bali Bey’in uyarısı üzerine ordunun ağırlıkları geride bırakılarak yeni bir savaş düzeni alındı. Sonra ordunun iki kanadını açarak Macar süvari kitlesinin içeri alınıp topların önüne çekilerek geriden ve yandan vurulması kararlaştırıldı. Yeniçeriler geriye alınmışlar ve önlerine zincirle birbirlerine bağlı toplar konmuştu. Kapıkulu süvarisi ile Bosna Beyi Hüsrev Bey’in kuvvetleri ihtiyatta kalıp gerek duyulduğu takdirde savaşa dahil olacaklardı.

Mohaç Meydan Muharebesi 29 Ağustos 1526 Çarşamba günü ikindi vakti başladı. Osmanlı’nın planı Macarların saldırısını beklemek olduğundan harekete geçmemiş, Türklerin yerlerinden kıpırdamadığını gören Macarlar bir an önce sonuç almak için altmış bin kişilik zırhlı süvarileriyle Osmanlıların merkez kanadına saldırmışlardı.  Plan gereği Türk ordusu kısa süreli sahte mukavemetin yanlara doğru ayrılarak düşmanın içeri girmesine izin verdi. Yan kanattan Anadolu kuvvetlerinin baskısı ile Macar kuvvetleri daha da içeriye alınıp topların önüne getiriliyordu. Bali Bey’in kuvvetleri de süratle düşmanın arkasını çevirerek kaçış yollarını tıkamış, Macar süvarilerini ikiye ayırmışlardı.

Zaferden emin biçimde Türk tümenlerinin arasına giren Macar kuvvetleri az sonra Türk topçusunu karşılarında görünce nasıl bir tuzağın içine çekildiklerini anlamışlardı. 300 topun hiç durmaksızın ateşe başlaması ile ağır Macar zırhlı süvari birliklerini perişan olmuş, küçük birlikler halinde düzensiz biçimde kendi başlarına savaşmaya başlamışlardı. Savaşın gidişatı artık tamamıyla Kanuni’nin elinde idi.  Bir taraftan Hüsrev Bey, diğer taraftan Bali Bey, padişahın emri üzerine gittikçe kıskacı daraltıyorlardı. Türk sipahi birlikleri ortada Yeniçerilerle mücadeleye halen devam etmekte olan Macarların üzerine yüklendiklerinde Macar ordusunda panik ve kaçışma başladı. Fakat Türk akıncıları kendilerine Karasu bataklığı dışında kaçabilecekleri başka bir açıklık bırakmamıştı. Kaçmaya çalışan Macar ordusunun büyük çoğunluğu bataklıkla boğularak yaşamını yitirmişti. Kral II. Layoş da atıyla birlikte bataklıkta boğulanların arasındaydı. Mohaç Meydan Savaşı iki saat gibi çok kısa bir zamanda bitmişti.

Bu arada bir not olarak belirtelim, Mohaç Savaşı sırasında 32 ya da 35 Macar süvarisi bizzat Kanuni’yi öldürmek için saldırmış, padişahın etrafında az bir maiyet kaldığı sırada Şövalye Marzali ve 2 arkadaşı Kanuni’yle karşı karşı karşıya gelmeyi başarmıştır. Diğer arkadaşları ise Kanuni’ye ulaşana kadar öldürülmüştür. Kanuni bu üç şövalyeye karşı tek başına mücadele etmiş, bu sırada yediği birkaç ok ise zırhını aşamamıştır. Kanuni Sultan Süleyman üç şövalyeyi de kılıcıyla öldürmeyi başarmıştır. Başarılı olamasalar bile Macar şövalyelerinin bu kahramanca girişiminin anımsanması gerekir.

Mohaç Meydan Savaşı’nın Sonuçları

Mohaç Meydan Savaşı, dünya savaş tarihinin en kesin sonuçlu örnek imha muharebelerinden birisidir. Gerçekten Mohaç zaferinin sonuçları pek kesin olmuş, 637 yıllık Macar İmparatorluğu tarih ve siyaset sahnesinden silinmiştir. Fransız tarihçiler Ernest Lavisse ve Alfred Rambaud’un “Histoire générale du IVe siècle à nos jours”da yaptıkları değerlendirme Mohaç’ın Macarlar açısından nasıl bir hezimet olduğunu daha iyi anlamamızı sağlar:

Tarihte hiçbir savaş gösterilemez ki, Mohaç’ta olduğu gibi tek bir muharebe bütün bir ulusun geleceğini yüzyıllar boyunca ortadan kaldırsın..

Mohaç zaferi Macarlarda uzun yıllar sürecek bir travma başlattı. Günümüzde bile Macarlar, talihlerinin kötü gittiklerine inandıklarında teselli olarak “Mohaç’ta daha fazlası yitirilmişti – Több is veszett Mohácsnál” deyimini kullanırlar. Macarlar Mohaç Meydan Savaşı’nı, bağımsız ve güçlü Avrupa Birliği’nin sonu olarak değerlendirir.

Türk ordusunun çok az kayıpla çıktığı bu savaşta Macar ordusu neredeyse tamamen yok edilmiş, Macarların elinde Erdel Voyvodası Zapolya’nın 30.000 atlı askerinden başka hiçbir kuvvet kalmamıştı. Bu yüzden Macar İmparatorluğu’nun başkenti Budin (Budapeşte) hiçbir direnme göstermeden teslim oldu (Türk ordusu Mohaç’tan Budapeşte’ye 8 günde ulaştı. Daha önce belirttiğimiz gibi aynı yolu Macar ordusu ancak 38 günde alabilmişti). Hristiyan dünyasının uzun yıllar boyunca Türklere karşı en güçlü savunma hattı olarak gördüğü hat çökmüş, Macar topraklarının parça parça koparılmasının ve ilhakının önü artık açılmıştı. Katolik dünyası en büyük koruyucularından birini kaybetmişti…

Etiketler:
2 Yorum

Yazı Hakkındaki Düşünceleriniz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir